Son Eklenenler

24 Nisan 2008

Cyrano de Bergerac

Geçen gün Ege Üniversitesi Tiyatro Topluluğu'nun yeni oyunu Cyrano de Bergerac'ı izledim. Hatta oyunu defalarca izledim de denilebilir 27 Mart'tan beri. Her seferinde yeni bir tat, yeni bir ayrıntı aklıma kazındı.


Cyrano kim mi dersiniz? Silahşör, şair, oyun yazarı, aşık. Ve tabi ki kocaman burunlu bir adam.
Mösyö Cyrano şair.
Mösyö Cyrano aşık.
Mösyö Cyrano özgür.
Mösyö Cyrano duya duya yazan bir kalem ustası.
Mösyö Cyrano de Bergerac.

Oyunun metni çok kuvvetli. Zaten Edmond Rostand da Fransız Edebiyatı için bir dönüm noktasıymış. Edebiyatın üzerindeki zamanının rehavetini atan, onu yeniden canlandıran önemli yazar. Bunu Sabri Esat Siyavuşgil'in Cyrano de Bergerac kitabının çevirisine yazdığı önsözden biliyorum. Oyun da şiirsel bir anlatıma sahip.
Burada oyunu uzun uzun anlatmayacağım. Fakat çokça alıntı yapacağım gibi.
Düşünce ve ifade özgürlüğü, savaş karşıtı, aşkı ve dostluğu yoğun bir biçimde anlattığını söyleyebilirim. Burada Cyrano'dan bir alıntı yapalım mesela:

...
Fakat, şarkı söylemek, gülmek, dalmak hülyaya,
Yapayalnız, ama hür, seyahat etmek aya,
Gören gözü, çınlayan sesi olmak ve canı
İsteyince şapkayı ters giymek, karışanı
Olmamak. Bir hiç için ya kılıcına veya
Kalemine sarılmak ve ancak duya duya
Yazmak, sonra da gayet tevazula kendine:
Çocuğum! Demek, bütün bunları hoş gör yine,
Hoş gör bu çiçekleri, hattâ bu kuru dalı,
Bunlar yabanın değil kendi bahçenin malı!
Varsın küçücük olsun fütuhatın, fakat bil,
Onu fetheden sensin, yoksa başkası değil.
...

Oyunu daha önce Devlet Tiyatroları da oynamış. Fakat ne zaman, nerede oynadıklarını bilmiyorum. Nasıl bir sahne düzeninin olduğunu da.
Oyun müziklerini EÜTT olarak kendileri hazırlamışlar, şarkıları yazmışlar. Ki muhteşemlerdi.
Her izlediğimde ağladğımı söylemeden geçemeyeceğim. Özellikle Cyrano'nun öldüğünde aya gideceğini ve orada şairleri ve yazarları bulacağını söylediği sahne:

CYRANO
Le Bret, ben artık aya gideceğim büsbütün,
Makine icadına lüzum kalmadı bugün.

ROXANE
Ne diyorsunuz?

CYRANO
Evet, orası, emin olun,
Müntehası orası cennete giden yolun.
Ve bütün sevdiklerim oradadır. Ne iyi,
Orada bulacağım Sokrat'ı Galilée'yi!

Mutlaka izlenmesi, okunması gereken bir oyun. Fırsatı olanlar kaçırmasın derim.

Not: Cyrano de Bergerac kitabından daha önce bahsetmiştim. Bir de 1990 yapımı bir film varmış, yeni öğrendim.
Unutmadan, oyun 27 Nisan Pazar günü, saat 12.30'da ODTÜ Oyuncuları'nın düzenlediği Tiyatro Şenliği kapsamında Ankara'da olacak. Ayrıca 8-18 Mayıs 2008 tarihleri arasında henüz bilmediğim bir tarihte 12. Tiyarto Günleri kapsamında Ege Üniversitesi Kültür Sanat Evi'nde sahnelenecek.

6 yorum:

Goddess Artemis dedi ki...

Cyrano de Bergerac'ın unutulmaz Burun Tiradı'nı buraya alıntılamak istedim. Eserde en sevdiğim bölümlerden biridir.

de valvert: ne demek! durun şimdi. (kendisini süzen cyrano'ya yaklaşır ve azametli bir tavırla karşısına dikilir)
burnunuz ne kocaman!
cyrano: (pür ciddiyet) evet, pek kocaman! hepsi bu mu?
de valvert: daha?
cyrano: bu kadarı az delikanlı! halbuki neler neler bulunmaz söyleyecek!
asıl iş edada. meselâ bak,
hoyratça: "burnum böyle olsaydı, mösyö, mutlak dibinden kestirirdim!
dostça: "yana yatmaz mı, senden evvel davranıp kadehine batmaz mı?"
tarifle: "burun değil bir kere, coğrafyada böylesine dağ denir, dağ değil, yarımada!"
mütecessis: "acaba neye yarar bu alet?
makas kutusu mudur, divit midir izah et!"
zarifâne: "kuşları sevdiğiniz besbelli!
yorulmasınlar diye yavrucaklar, temelli
bir tünek kurmuşsunuz!"
pür neş'e: "birader, şu koskocaman burnunla tütün içince, komşu
"yangın var!" demiyor mu?"
müdebbir: "aman yavrum, bu ağırlıkla yere düşmenden korkuyorum!"
müşfik: "yaptırın ona küçücük bir şemsiye, yazın fazla güneşten rengi solmasın diye!"
alimâne: "görmüştüm aristophane'da belki
hippocampelephan tocamélos adındaki
hayvanın burnu gayet büyükmüş! sen ne dersin?"
nobran: "zaten bilirim, sen misafir seversin, bu, şapka asmak için ne mükemmel bir icat!"
şairâne: "ey burun! bütün cihana inat,
seni baştan aşağı nezle etmeye kaadir
tek rüzgar bulunamaz, karayel istisnadır!"
hazin: "bir de kanarsa, kızıldeniz, ne belâ!"
hayran: "lavantacıya ne mükemmel tabela!"
safiyâne: "abide ne günleri gezilir?"
hürmetkârâne: "beyefendi kibarsınız muhakkak, yoksa imkânı var mı cumba sahibi olmak?"
köylü: "vış anam! bu ne? bilmem guş mu balıh mı? yoksa bir tohuma gaçmış salatalıh mı?"
sivri akıllı: "bunu tombalaya koymalı!
kim elinden kaçırmak ister böyle bir malı?"
ve hıçkıra hıçkıra, nihayet, pyrame gibi,
"bu ne felâket! bu ne musibettir yarabbi!
böyle berbat edip de yüzünü sahibinin,
şimdi de utancından kızarıyor bak hain!"
olsaydı biraz nükte, biraz malûmatınız,
işte karşıma geçip bunları sayardınız.
fakat sizde nükteden eser yok zerre kadar,
neyleyim cenab-ı hakk ihsan buyurmamışlar!
zaten bir parça icat kudreti olsa bile
böyle seçkin, muhterem hüzzar önünde hele,
bana bu şakaları yapamazdınız elbet.
ağzınızdan çıkmaya daha olmadan kısmet
bunlardan birinin en ufak başlangıcı,
karşınıza çıkardı bergerac'ın kılıcı!
ben bunları söylerim oldukça belâgatle;
başkasından dinlemem fakat tekini bile!

egemavisi dedi ki...

Ne iyi ettiniz. Aklımda burun tiradıyla ilgili başka şeyler olduğundan koymamıştım yazıma.

gülçin dedi ki...

sevgili egemavisi,
benim de aklıma steve martin2li uyarlaması geldi.

http://www.imdb.com/title/tt0093886/

neymiş efendim, aşk insanı söyletirmiş :))

sevgiler

egemavisi dedi ki...

Gülçin Hanım,
Bu uyarlamadan haberim yoktu. Teşekkür ederim. Az önce fragmanını izledim. Merak ettim. Bulup izlemeye çalışacağım. Ama önce Gérard Depardieu'nun oynadığı 1990 yapımı olan filmi izleyeceğim.

Not: Siz "aşk insanı söyletirmiş" deyince aklıma geldi, Okan Murat Öztürk'ün 'Aşk Adamı Söyletir' albümünü dinleyiniz/dinletiniz efendim.

gülşah dedi ki...

oyunu bn de tam 4 kez izledim.her defasında ayrı bi tat aldım.gerçekten harikaydılar.."moliere bir dahiyse christian da güzeldi."

Alaettin dedi ki...

Ahh bilseydim geldiğini Ankaraya bu oyunun. Kaçtır isteğimdi izlemek. Şimdi yeniden seyrettim 90 yapımı filmi. Umarım bir gün izleyebilirim de...

Yorum Gönder