Son Eklenenler

11 Şubat 2008

Gönder De Nereye?

Az önce cep telefonuma gelen bir mesajı paylaşmak istiyorum. Gecenin bu saatinde sinirim tepeme çıktı okuyunca.
Hey sen.Bu ülkenin yuzde 60 gbi koyun olma.Bilinci ol,geçmisini untma.Halifenin atalarini franszlara,inglzlere,amerikilalira sattgni untma.Ki senin atalarni ATATURK'un kurtardgnida untma.Bu ulke icn canlarni werenleri untma.Bu yuzdn blncli ol.Bgn araturkun yaptgi hersey tersne cewrlio.Merkez bnkasi istnbula tasnio,laiklik silinmeye calisilio.Sadakatli ol gecmsni untma we sehtle icn watanin icin bilincli ol.Bu msji btn listendkilere gondr.Biz TÜRK'uz...

Diyelim ki gönderdik. Ne olacak biri bana açıklasın bunu? Türklüğü savunan bir metin neden Türkçe karakter kullanılmadan yazılıyor bir defa. Tamam s,i,u anlarım da w ne onu anlayamadım.
Bu ülke 60'lardan beri kısım kısım satılıyor da bu mesajı iletenlerin kaçı anasına babasına ülkeyi bu hale gelene kadar neredeydiniz diye sormuş?
Bu mesajdaki fikirlerin bir kısmını sahiplenmiş ciddi oluşumlar varken neden efendim garip bir uslüpla cep telefonu operatörlerine pay sahibi yapıyoruz?
Ah Atam ah. Yaşasaydın da görseydin memleketin halini. Rezilliği, kepazeliği.
Efendiler! Avrupa'nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve medenileşmesine karşılık Türkiye tam tersine gerilemiş ve düşüş vadisine yuvarlanadurmuştur. Artık vaziyeti düzeltmek için mutlaka Avrupa'dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa'nın emellerine göre yapmak, bütün dersleri Avrupa'dan almak gibi birtakım zihniyetler belirdi. Halbuki, hangi istiklal vardır ki, ecnebilerin nasihatleriyle, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir!

10 Şubat 2008

Gezdim, Gördüm, Kaldım :)

Güzel olaylara gölge düştüğü de oluyor. 'Ah şu da tam olsaydı' dediğimiz anlar. İşte o anlardan biri daha geldi. Öğrenciliğimi bir yıl daha uzattım başlamadan. Bir önceki yazımdaki bir yorumda İngilizcem kötü değil demişim. Ona bir ekleme yapmak zorunluluk oldu. 'But it's not enough to pass the proficiency exam'. İngilizcem yeterli gelmedi. Ne yapalım. İş de bulmak gerek bu arada.

Bu akşam ilkokul arkadaşlarımla dışarı çıktık yine. Alsancak'ta Stafilina adlı çok hoş bir barda oturduk. Laflaya laflaya bir baktık ki acıkmışız. Ne yapalım nereye gidelim derken kokoreççide karar kıldık. İyi ki de kılmışız. Bir kokoreç bu kadar mı leziz olur? Hem de arkada bir kemancı amca vardı sağolsun. Kulaklarımızın pasını aldı resmen. Kokoreçle sanat müziği harika oldu. İkisini de sevenlere birlikte denemelerini öneririm.
Tabi yemek faslı bitince üstüne kahve de içmek gerekti. Ya da saat daha erken olduğundan biraz daha oturmaya karar verdik. Hemen Kıbrıs Şehitleri'nden kuğu gibi süzülerek Bahane'ye vardık. Burada da ohhh mis gibi kahvemizi içtik, nargilemizi tüttürdük. Yalnız sade kahve biraz şekerli gibi geldi bana. :)

Son bir haftadır ayağı kırık tazı kadar gezdiğimi farkettim şimdi. Pazar gününü bari evde geçireyim. Gez toz nereye kadar. Hem İngilizce de çalışmam gerekli. Şimdi ben iki satır birşeyler okumak için ayrılıyorum. Görüşmek üzere...

02 Şubat 2008

Güzel Bir Haber

Sıkıntılı günler geride kaldı. Oldu mu, olacak mı, ya olmazsa ben ne yaparım, iş, askerlik derken kablonun öbür ucundan haber geldi. Efendim, lisansüstüne kabul edildim!
Günlerdir içime dert olan 'olacak mı olmayacak mı' iç tartışmalarıma bir son verdi bu güzel haber.
Hayatın sevdiğim bir tarafı da bu. Ağlarken güldürmeye bayılıyor.
Şimdilik bu kısa yazıyla yetinelim. Ayrıntılar yakında...

31 Ocak 2008

Yokluk

'Hoşçakal' dedi ve gitti.
Şimdi ben yokluğunla daha da seninleyim.

Boşluk

İnsan kendiyle başbaşa kalmalı ara sıra. Bir çeşit iç sesini dinleme. Bu bana en çok yastığa başımı koyduğumda olur. Size de oluyor mu?
Bir de kalabalığın içinde tüm seslerin kesildiği anlar var ki. Hani filmelerde bir bomba patlar, sağır olan birinin gözünden görürsünüz ya etrafı. İşte öyle.
Geçen hafta bunu ziyadesiyle yaşadım. Tabutun başında beklerken en tüm anılarım canlandı. Ama en çok garibime giden de, gün boyu ölümden, yaşamdan, ölümle yaşam arasındaki dengeden konuştuktan; en çok da konuşmadan öylece birbirimize baktından sonra akşam o acı haberi almak. Bu çok dokundu.
Ertesi gün son yolculuğunda, soğuk toprağa öylece bıraktık.
Amca, baba yarısıysa; büyük amca dede yarısıymış.

24 Ocak 2008

Uğurlar Olsun...


Nereden söze başlayacağımı bilemiyorum dostlar. 15 yıl önceydi. Karla kaplı bir sokakta muazzam bir kalabalık. Herkes bir yerlere koşturuyordu. Beyaz ekrandan yansıyanlar bunlar. O zaman da insanların elindeki çalı süpürgelerine hayret etmiştim. Çalı süpürgesi gördüğümde hep o kare gelir gözümün önüne.
Sonra birden sahne 19 Ocak 2007'ye geldi. Yine bir gazeteci. Yine kirli bir oyun. Derin Devlet'in kendini savunma içgüdüsü mü diyelim yoksa?
Sabahattin Ali'den başlamak üzere, krolonojik sıra olmadan sayalım isterseniz:
Doğan Öz, Abdi İpekçi, Akın Özdemir, Necdet Bulut, Ümit Doğanay, Cavit Orhan Tütengil, Cevat Yurdakul, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy, Bedrettin Cömert, Kemal Türkler, Turan Dursun, Onat Kutlar, Ahmet Taner Kışlalı, Necip Hablemitoğlu, Hrant Dink.
Atladıklarım varsa kusura bakmayın. Yorumlarınızla hatırlatırsınız.
Şimdi elimde yaşı benimle bir olan kitap: Uğur Mumcu - Tüfek İcad Oldu...

Bu kitabı bugün ülke yönetiminde olan herkese okutmak isterim. Gerçi Nutuk da okunacaklar listesinde ilk sırada ya. Önemli olan okuduğunu anlamak. Duygularımı aktarayım hemen.
Uğur Ağabey,
Gittin bir bilinmeze aniden. Kalleşçe bir tuzakla. Oysa seninle gazetecilik konusunda çalışmak istiyordum. Hatta belki de hukuk okurdum üniversitede. Olmadı.
Şimdi olanları olanca titizliğinle izliyorsun değil mi Uğur Ağabey? Halkım da saçma sapan televizyon programlarını izliyor, umarsızca. Gözyaşlarımı da görüyor musun Uğur Ağabey? Gözyaşlarım kırmızı akıyor Uğur Ağabey. Yüreğimin kanı gözlerimden akıyor. Tutamıyorum işte, kızma bana n'olur. Seni koruyamadık. Kızma bize n'olur. Hep gülümse o gülen gözlerinle. Hep yaptığın gibi gül hayata. Unutma bizi Uğur Ağabey. Birileri seni unutmuş olsa bile...



Güncelleme: Aşağıdaki yorumlarda Sevgili Hep'in verdiği adres ya benden kaynaklı ya da siteden kaynaklı bir sebepten dolayı açılmıyor. Siteye bu linkten erişebilirsiniz.

23 Ocak 2008

İnternette Sansüre Hayır!!!


Geçtiğimiz günlerde Youtube sitesine Türkiye'den erişim tekrar engellendi. Hatta bu sefer engelleme daha da ciddi gibi. Özellikle bağlatılarını verdiğim yazılara bırakılan yorumları okumalısınız.
M. Serdar Kuzuloğlu'unun bu haftaki yazısından bir alıntıyla noktalayalım.
Geçen hafta sonuna doğru Atatürk'e hakaret içeren videolar barındırdığı için YouTube bir kere daha erişilemez hale geldi (yine de erişmek istiyorsanız: getir.net/aqj ). Eğer açıldığında uyuzluğuna kapatmak isterseniz önce Atatürk'e hakaret eden yazılara sahip bir video çekin, sahte bir e-posta adresiyle herhangi bir
internet kafe, okul ya da şirketten yükleyin ve ardından önce Telekomünikasyon Kurumu'nun (TK) www.ihbarweb.org.tr adresine şikâyet edin, sonra da savcılığa suç duyurusunda bulunun. Böylece hemen her hafta istediğiniz her video sitesinin kepengini indirebilirsiniz. Takdir edin üstelik; halkına böyle bir güç veren kaç devlet var?