Son Eklenenler
Müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
17 Eylül 2012
02 Eylül 2012
04 Eylül 2011
Belki Gelmem
Gönderen
egemavisi
Uzun zamandır yazamadım/yazmadım. Sadece gelen yorumları e-postamdan onaylayıp öylece bıraktım blogu. Ben kayda değer içerik oluşturmasam da gelen yorumlar sevindirici benim açımdan.
Çok şeyler oldu bu süre zarfında. Bozulması imkansız gibi görünen ilişkiler bitme noktasına geldi. Kimisi bitti bile. İnsanları sürekli olarak ve istemsizce kendimden kaçırabilme özelliği kazandım. Övünülecek şey değil tabi. Durum böyle olunca çektim kendimi her şeyden. Hiç kimseyi görmeye tahammülüm yoktu.
Neyse ki o günler geride kaldı. Şimdi önümde, yılbaşına kadar olan yoğun bir akademik süreç var. Tezimi bitirip biraz daha rahatlamak istiyorum.
Çok şeyler oldu bu süre zarfında. Bozulması imkansız gibi görünen ilişkiler bitme noktasına geldi. Kimisi bitti bile. İnsanları sürekli olarak ve istemsizce kendimden kaçırabilme özelliği kazandım. Övünülecek şey değil tabi. Durum böyle olunca çektim kendimi her şeyden. Hiç kimseyi görmeye tahammülüm yoktu.
Neyse ki o günler geride kaldı. Şimdi önümde, yılbaşına kadar olan yoğun bir akademik süreç var. Tezimi bitirip biraz daha rahatlamak istiyorum.
NOT: Cumartesi akşamları 20-22 arası TRT FM'de Yaşayan Şarkılar adlı programı dinleyip neşelenmemek elde değil. Dinleyiniz efendim!
02 Mayıs 2011
Doğa İçin Çal 3
Gönderen
egemavisi
Yine çok güzel bir çalışma olmuş. Emeği geçen herkese teşekkürler!
27 Mart 2011
22 Ekim 2010
25 Haziran 2010
Gönderen
egemavisi
"Bu arada; hiç başımızdan eksik olmayan gökyüzüne, günün karanlık saatlerine, ara sıra kopsa da fırtınalara, bir gün boğulacağımız denizlere, eski günlere, neler olacağını bilmesek de geleceğe, kötülüklerle dolu olsa bile tarihe, tarihin akışını düze çıkarmaya çalışan tüm güzel yüzlü çocuklara, Donkişotlar 'a, ateş hırsızlarına, Ernesto "Çe" Guevara'ya, yollara-yolculuklara, sevgililere, sevişmelere, sadece düşleyebildiğimiz olamamazlıklara, üşürken ısınmalara, her şeyden sıcak annelere, babalara ve tadını bütün bunlardan alan şarkılara kendi sıcaklığımızı gönderiyoruz. Kötü şeyler gördük. Savaşlar, katliamlar, ölen-öldürülen çocuklar gördük. Kendi dilini, kendi kültürünü, kendisini kaybeden insanlar, topluluklar gördük. Yanan köyler, kentler, ormanlar, hayvanlar gördük. Yoksul insanlar, ağlayan anneler, babalar, her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar gördük. Biz de öldük. Ama her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik. Teşekkürler dünya."
08 Mayıs 2010
25 Nisan 2010
Erkin Koray - Bir Eylül Akşamı
Gönderen
egemavisi
Durduk yere aklıma gelen, uyandığımdan beri dinlediğim şarkı. Buyrun siz de dinleyin. Mutlu pazarlar!
01 Şubat 2010
Bandista - Şu Anda! Şimdi! (2010)
Gönderen
egemavisi

Bandista az önce bir sürpriz yaptı. İki yeni parçayla merhaba dedi. Dinleyiniz, dinletiniz. Bağlantılar aşağıda:
22 Ocak 2010
21 Kasım 2009
Cem Adrian - Ben Geldim
Gönderen
egemavisi
Son günlerde sadece bu şarkıyı dinliyorum. Cem Adrian'ın sesi bir harika, sözler öylesine anlamlı. Böyle yalın bir ifade şekli olabilirmiş meğer. Beni benden alıyor, başka, çok uzak diyarlara götürüyor bu şarkı. Fazla bir şey söyleyemiyorum hakkında; dilim tutuluyor, bir garip oluyorum dinlerken. Şimdi de fazla vaktinizi almayayım, buyrun dinleyelim.
* Şarkının sözleri için Cem Adrian fan sitesine bakabilirsiniz.
18 Mayıs 2009
Bandista - De Te Fabula Narratur
Gönderen
egemavisi

1 Mayıs'ta haberim oldu ilk kez bu gruptan. O günden beridir de aralıksız albümlerini dinliyorum. Kavgaya dair, devrime dair bu derecede güzel bir albüm olabilir mi diye hiç düşünmemiştim, fakat oluyormuş. O kadar ki, yolda dinlerken birden bağırarak şarkılara eşlik etmeye ve koşmaya başlıyorum. Albüm adeta insanın üstündeki ölü toprağını silkip atıyor.
En yakın zamanda konserlerinde buluşmak üzere diyorum.
Burada lafı daha fazla uzatmadan size gruba ve albüme ulaşabileceğiniz adresleri vereyim:
En yakın zamanda konserlerinde buluşmak üzere diyorum.
Burada lafı daha fazla uzatmadan size gruba ve albüme ulaşabileceğiniz adresleri vereyim:
12 Nisan 2008
Give Peace A Chance*
Gönderen
egemavisi
Film günlerime devam ettim kaybolduğum şu bir hafta on günlük sürede. Bu habersiz ayrılık için öncelikle kusura bakmayın. Uzunca bir süre yazamadım hiçbir şey. Gazetelerden, kitaplardan no bile alamadım. O kadar uzaklaştım kağıt kalemenden. Neyse, şimdi buradayım, yazıyorum.
Film günleri demiştim. Özellikle seçip bir araya getirmediğim halde muhteşem bir rastlantıyla insanlık tarihini anlatan, savaş karşıtı filmleri izledim. Kronolojik olarak gidecek olursak, ilk film olarak daha önce merakla beklediğimi bildirdiğim "There Will Be Blood" filmini izledim.
Oyunculuklar muhteşem, özellikle Daniel Day-Lewis. Zaten en iyi erkek oyuncu dalında Oscar ve BAFTA ödüllerini de almış.
İnsanoğlunun ne kadar aç gözlü olduğunu çok vurucu bir şekilde anlatıyor film. Çıkarları uğruna neler yapabileceğini. Dinin nasıl insanları kandırmak için kullanılabileceğini. Kısası, izleyin, mutlaka kendinizden bir parça göreceksiniz filmde.
Film günleri demiştim. Özellikle seçip bir araya getirmediğim halde muhteşem bir rastlantıyla insanlık tarihini anlatan, savaş karşıtı filmleri izledim. Kronolojik olarak gidecek olursak, ilk film olarak daha önce merakla beklediğimi bildirdiğim "There Will Be Blood" filmini izledim.
Oyunculuklar muhteşem, özellikle Daniel Day-Lewis. Zaten en iyi erkek oyuncu dalında Oscar ve BAFTA ödüllerini de almış.
İnsanoğlunun ne kadar aç gözlü olduğunu çok vurucu bir şekilde anlatıyor film. Çıkarları uğruna neler yapabileceğini. Dinin nasıl insanları kandırmak için kullanılabileceğini. Kısası, izleyin, mutlaka kendinizden bir parça göreceksiniz filmde.

İkinci film Dalton Trumbo'nun aynı adlı romanından uyarladığı 1971 yapımı "Johnny Got His Gun" filmi. Kimilerine göre tüm zamanların en iyi savaş karşıtı filmi.
Filmde, Birinci Dünya Savaşı'na gitmek için gönüllü olan Joe Bonham'ın hikayesini kendi anlatımıyla görüyoruz. Kahramanımız, bir patlama sırasında kollarını, bacaklarını, çenesini kaybetmiştir. Fakat beyninin bir bölümü zarar görmediği için vücudunun geri kalanının hayati faaliyetlerini yerine getirebilecek durumdadır. Kimseye gösterilmeyen Bonham, film boyunca insanlarla iletişim kurmanın yollarını arar. Bu arada kendi hayatından kesitler de izleriz. Sonunda; burayı izleyecek olanlar için açıklamıyorum.
Filmde Donald Sutherland'i de Jesus Christ rolünde görüyoruz ki, göründüğü sahneler olağanüstü güzellikte bana göre.
Filmde, Birinci Dünya Savaşı'na gitmek için gönüllü olan Joe Bonham'ın hikayesini kendi anlatımıyla görüyoruz. Kahramanımız, bir patlama sırasında kollarını, bacaklarını, çenesini kaybetmiştir. Fakat beyninin bir bölümü zarar görmediği için vücudunun geri kalanının hayati faaliyetlerini yerine getirebilecek durumdadır. Kimseye gösterilmeyen Bonham, film boyunca insanlarla iletişim kurmanın yollarını arar. Bu arada kendi hayatından kesitler de izleriz. Sonunda; burayı izleyecek olanlar için açıklamıyorum.
Filmde Donald Sutherland'i de Jesus Christ rolünde görüyoruz ki, göründüğü sahneler olağanüstü güzellikte bana göre.

Üçüncü film, Daniel Day-Lewis izlemek heyecanıyla izlemeye başladığım, ki daha önce de defalarca izlemişimdir, In the Name of the Father. Gerçek bir hikayeden yola çıkan film, 1974 yılının İrlanda'sında başlar. Dönemin IRA'sı Belfast sokaklarına hakimdir, fakat İngiliz askerleri panzerlerle sokaklarda dolaşmaktadır. İşlemediği bir suç yüzünden 30 yıla mahkum edilen Gerry(Day-Lewis) ve babası başta olmak üzere tüm İrlandalıların hikayesi. Daha önce izlediğim Bloody Sunday(Kanlı Pazar) filmiyle birlikte beni çok fazla etkileyen filmlerden biridir. Filmi izlerken gözyaşlarıma hakim olamadım.

Dördüncü ve son film olarak da, izlerken ara verip hüngür hüngür ağladım, iki saatlik filmi dört beş saatte anca izleyebildiğim Hotel Rwanda(Ruanda Oteli). Bu film hakkında söyleyebileceğim tek şey; izlerken insanlığımdan utandığımdır. Bir de Nick Nolte'un söylediği şu sözler o kadar iç parçalayıcıdır ki.
"You should spit on our face. ‘coz we - the west - think you are dirt. You are worthless because you are black. You are not even niggers. You are african…”
Dünya nasıl bu tür olaylara sessiz kalabiliyor anlamış değilim. Bunun örnekleri Bosna'da, Kosova'da da yaşandı. Hatta en son Sudan'da da benzer olaylar çıktı yanılmıyorsam. Dünya bu kadar vurdumduymaz olmamalıydı, olmamalı.
Son film beni neden bu kadar etkiledi derseniz, son yaşadığımız olaylara bir bakın derim. Toplumdaki kamplaşmanın ileri boyutu böyle olabiliyor. Geçmişte, bu tür olayları Kahramanmaraş'ta, Çorum'da, Sivas'ta ne yazık ki yaşandı benzer olaylar. Şimdi de körüklenmek isteniyor bir takım çevreler tarafından.
İnsanlığımızdan utanmayacağımız bir gelecek dileğiyle...
Son film beni neden bu kadar etkiledi derseniz, son yaşadığımız olaylara bir bakın derim. Toplumdaki kamplaşmanın ileri boyutu böyle olabiliyor. Geçmişte, bu tür olayları Kahramanmaraş'ta, Çorum'da, Sivas'ta ne yazık ki yaşandı benzer olaylar. Şimdi de körüklenmek isteniyor bir takım çevreler tarafından.
İnsanlığımızdan utanmayacağımız bir gelecek dileğiyle...
John Lennon'dan geliyor: Give Peace A Chance
*Barışa bir şans tanıyın
19 Mart 2008
Ezginin Günlüğü - Bir Eflatun Ölüm
Gönderen
egemavisi
Gülçin Hanım bu konuda yazmış. Fakat klibi bulamadığını söylemiş. Efendim işte hazır bende de varken yazısına ek olsun diye gönderdim gitti şğıdaki videoyu. Keyifle izleyin/dinleyin.
03 Mart 2008
Radyo Gibi
Gönderen
egemavisi
Bugün Gülçin Hanım'ın mart ayı yazısını okurken aklıma geldi. O radyobirzamanlar'dan bahsetmiş. Ben de şunu diyeyim. İki gündür deli gibi sourberry dinliyorum. Çok hoş programlar var. Özeliikle ilk defa dinleyip her hafta dinleyeyim dediğim pazar sohbetleri programını çok beğendim. Hatta ben radyonun samimiyetini sevdim galiba. Evet, evet. Samimiyet.
12 Ocak 2008
Deja Vu?
Gönderen
egemavisi
Az önce çok garip bir an yaşadım. Sevinç Eratalay'ın 1996 tarihli 'Mahir'in Türküsü' albümünden 'Esen Yel' adlı parçasını dinlerken, kendi kendime, "gecenin bu saatinde deja vu yaşıyorum galiba" dedim. Dedim demesine fakat nereden hatırladığımı da bilmiyorum. Öyle kalakaldım. "Sözler nereden kulağıma tanıdık?" diye düşünürken birden jeton düştü.
Bob Dylan'nın 'Blowin’ in the Wind' parçasıymış meğer. Yani bu satırları daha önce yazmışım. Parçanın bir çevirisi burada. 'Esen Yel' parçasının bir bölümü ise aşağıda.
Bob Dylan'nın 'Blowin’ in the Wind' parçasıymış meğer. Yani bu satırları daha önce yazmışım. Parçanın bir çevirisi burada. 'Esen Yel' parçasının bir bölümü ise aşağıda.
Daha kaç köyden sürülsün insan
Adam oluncaya dek
Daha kaç derya dolaşsın martı
Bulsam diye bir tünek
Daha kaç toptan atılsın gülle
Harp toptan kalkıncaya dek
Cevabı dostum rüzgarda bunun
Cevabı esen rüzgarda
Bu yazı da böyle gece gece bir not düşmek olsun. Renkli bir an yaşadım. Mutluyum. :)
30 Aralık 2007
Sabır Taşı Çatlamadan
Gönderen
egemavisi
Bu aralar yazmaya pek hevesim yok gibi. Ne hakkında yazacağıma yoğunlaşamıyorum sinirden/sıkıntıdan. Sıkıntımın sebebi mi ne? Hemen açıklayayım.
Yüksek Lisans öğrencisi adayı olarak evrak, devlet dairesi, fotokopi, vb. şeylerle uğraşmak sıkıntı sebebim. Daha da özel olarak, postadan bir türlü gelmeyen belgeler. Daha önce de belirtmiştim. O zaman sınav giriş belgem gelmek bilmemişti. Neyse, onu hallettik. Şimdi de sınav sonuç belgem gelmiyor ısrarla.
PTT konu hakkında bilgi sahibi değil. Postacı zaten sokağa uğramıyor. ÖSYM telefonlara yanıt vermiyor. Delirmenin eşiğinde yaşamımı sürdürüyorum anlayacağınız.
Murphy söylemiş zamanında: "Bir şeyin birkaç şekilde ters gitme olasılığı varsa, hep en kötü sonuç doğuracak şekilde ters gidecektir."
Ben bu aralar çok karamsarım galiba.
Neden mi bu kanıya vardım. Son iki saattir dinlediğim şarkıdan: Radiohead - Paranoid Android.
Yüksek Lisans öğrencisi adayı olarak evrak, devlet dairesi, fotokopi, vb. şeylerle uğraşmak sıkıntı sebebim. Daha da özel olarak, postadan bir türlü gelmeyen belgeler. Daha önce de belirtmiştim. O zaman sınav giriş belgem gelmek bilmemişti. Neyse, onu hallettik. Şimdi de sınav sonuç belgem gelmiyor ısrarla.
PTT konu hakkında bilgi sahibi değil. Postacı zaten sokağa uğramıyor. ÖSYM telefonlara yanıt vermiyor. Delirmenin eşiğinde yaşamımı sürdürüyorum anlayacağınız.
Murphy söylemiş zamanında: "Bir şeyin birkaç şekilde ters gitme olasılığı varsa, hep en kötü sonuç doğuracak şekilde ters gidecektir."
Ben bu aralar çok karamsarım galiba.
Neden mi bu kanıya vardım. Son iki saattir dinlediğim şarkıdan: Radiohead - Paranoid Android.

Marvin the Paranoid Android (Otostopçunun Galaksi Rehberi - Douglas Adams)
Güncelleme: Şimdi eski yazılarıma göz gezdirirken farkettim. Burada demişim de 'Yeni maceramız sonuç belgesinin gelme süreci.' diye. Ne var bende anlamadım ki. Postaneye kötü bir laf da etmedim. Unutmadan amcam da postacıydı. Emekli oldu. Bu da garip geliyor düşününce.
18 Kasım 2007
02 Kasım 2007
Bob Dylan’dan
Gönderen
egemavisi
“Blowin’ in the Wind”den bir parça
Nice yol gitmeli ki bir insan
Ona insan denebilsin…
Nice zaman atılmalı ki top mermileri
Sonsuza dek yasaklanabilsin…
Kaç kulağı olmalı ki insanın
Ağlayanları duyabilsin…
Ve kaç insan ölmeli ki
Artık bu kadar fazla diyebilsin…
Kaç kez başını çevirebilir insan
Görmezlikten gelmek için
Yanıt esen yeldedir dostum
Esen yeldedir”
—
Dünyaya gel
Kısa pantolon, romantizm, dans etmeyi öğren
İyi giyin, iyi görün
Başarılı olmaya çalış
Onu sevindir, bunu sevindir, hediyeler al
Yirmi yıl boyunca okula git ki
Gündelik bir işin olur belki.
—
Gelin anneler babalar ülkenin her yanından
Bırakın aklınızın ermediğini eleştirmeyi
Oğullarınız kızlarınız denetiminizden çıktılar
Yöntemleriniz hızla eskiyor
Lütfen çekilin yoldan olmayacaksa bir yardımınız
Çünkü zaman değişmekte
—
Takılır bir kadın gibi
Sevişir bir kadın gibi
Kıvranır bir kadın gibi
Ama bırakır gider
Küçücük bir kız gibi
—
Şimdi tüm katiller özgür
Şık giysileri ve kravatlarıyla
Martinilerini yudumlayarak
Güneşin doğuşunu izleyebilecek kadar
—
“One More Cup Of Coffee”den
Soluğun mis gibi, gözlerin gökte iki mücevher
Sırtın dümdüz uzandığın yastıkta
Saçların ne kadar yumuşak
Ama artık hissetmiyorum
Ne şefkat ne minnet ne de sevgi
Senin sadakatin bana değil
Gökteki yıldızlara
Nice yol gitmeli ki bir insan
Ona insan denebilsin…
Nice zaman atılmalı ki top mermileri
Sonsuza dek yasaklanabilsin…
Kaç kulağı olmalı ki insanın
Ağlayanları duyabilsin…
Ve kaç insan ölmeli ki
Artık bu kadar fazla diyebilsin…
Kaç kez başını çevirebilir insan
Görmezlikten gelmek için
Yanıt esen yeldedir dostum
Esen yeldedir”
—
Dünyaya gel
Kısa pantolon, romantizm, dans etmeyi öğren
İyi giyin, iyi görün
Başarılı olmaya çalış
Onu sevindir, bunu sevindir, hediyeler al
Yirmi yıl boyunca okula git ki
Gündelik bir işin olur belki.
—
Gelin anneler babalar ülkenin her yanından
Bırakın aklınızın ermediğini eleştirmeyi
Oğullarınız kızlarınız denetiminizden çıktılar
Yöntemleriniz hızla eskiyor
Lütfen çekilin yoldan olmayacaksa bir yardımınız
Çünkü zaman değişmekte
—
Takılır bir kadın gibi
Sevişir bir kadın gibi
Kıvranır bir kadın gibi
Ama bırakır gider
Küçücük bir kız gibi
—
Şimdi tüm katiller özgür
Şık giysileri ve kravatlarıyla
Martinilerini yudumlayarak
Güneşin doğuşunu izleyebilecek kadar
—
“One More Cup Of Coffee”den
Soluğun mis gibi, gözlerin gökte iki mücevher
Sırtın dümdüz uzandığın yastıkta
Saçların ne kadar yumuşak
Ama artık hissetmiyorum
Ne şefkat ne minnet ne de sevgi
Senin sadakatin bana değil
Gökteki yıldızlara