Son Eklenenler
05 Eylül 2012
Gülümse
12 Nisan 2008
Give Peace A Chance*
Film günleri demiştim. Özellikle seçip bir araya getirmediğim halde muhteşem bir rastlantıyla insanlık tarihini anlatan, savaş karşıtı filmleri izledim. Kronolojik olarak gidecek olursak, ilk film olarak daha önce merakla beklediğimi bildirdiğim "There Will Be Blood" filmini izledim.
Oyunculuklar muhteşem, özellikle Daniel Day-Lewis. Zaten en iyi erkek oyuncu dalında Oscar ve BAFTA ödüllerini de almış.
İnsanoğlunun ne kadar aç gözlü olduğunu çok vurucu bir şekilde anlatıyor film. Çıkarları uğruna neler yapabileceğini. Dinin nasıl insanları kandırmak için kullanılabileceğini. Kısası, izleyin, mutlaka kendinizden bir parça göreceksiniz filmde.

Filmde, Birinci Dünya Savaşı'na gitmek için gönüllü olan Joe Bonham'ın hikayesini kendi anlatımıyla görüyoruz. Kahramanımız, bir patlama sırasında kollarını, bacaklarını, çenesini kaybetmiştir. Fakat beyninin bir bölümü zarar görmediği için vücudunun geri kalanının hayati faaliyetlerini yerine getirebilecek durumdadır. Kimseye gösterilmeyen Bonham, film boyunca insanlarla iletişim kurmanın yollarını arar. Bu arada kendi hayatından kesitler de izleriz. Sonunda; burayı izleyecek olanlar için açıklamıyorum.
Filmde Donald Sutherland'i de Jesus Christ rolünde görüyoruz ki, göründüğü sahneler olağanüstü güzellikte bana göre.


"You should spit on our face. ‘coz we - the west - think you are dirt. You are worthless because you are black. You are not even niggers. You are african…”
Son film beni neden bu kadar etkiledi derseniz, son yaşadığımız olaylara bir bakın derim. Toplumdaki kamplaşmanın ileri boyutu böyle olabiliyor. Geçmişte, bu tür olayları Kahramanmaraş'ta, Çorum'da, Sivas'ta ne yazık ki yaşandı benzer olaylar. Şimdi de körüklenmek isteniyor bir takım çevreler tarafından.
İnsanlığımızdan utanmayacağımız bir gelecek dileğiyle...
John Lennon'dan geliyor: Give Peace A Chance
*Barışa bir şans tanıyın
12 Şubat 2008
In The Mood For Love - Aşk Zamanı

Aşk, ihanet, saygı, şefkat. Hepsi bu filmde yeterince var. Ağır ilerlemesine rağmen -drama, haliyle çok hızlı olması beklenemez, ilahi ben- tüm sahneler sindire sindire anlatıyor hikayeyi.
Hikayemiz 1962 yılının Hong Kong'unda başlıyor. Hikayemizin kahramanlarından Bayan Chan(Maggie Cheung)'ın bir oda tutmasıyla. Bu sırada yine bir oda kiralamak için Bay Chow(Tony Leung Chiu Wai) da aynı binaya geliyor. İlk karşılaşma. O sırada oda Bayan Chan'a kiralanmış olduğunda Bay Chow yan dairede bir oda kiralıyor.
İkiliden Bayan Chan bir sekreter. Bay Chow ise yerel bir gazetenin editörü. Sürekli çalıştıklarını görüyoruz filmde fakat eşleri daha fazla çalışıyorlar. Zira filmden çıkartılan sahneler haricinde görünmüyorlar.
Arada kravatlar, çantalar, metresler, diğer arkadaşlar, ev sahiplerinin ismini hatırlayamadığım oyunları bizi gelecek sahnelere hazırlıyor.
Kahramanlarımız arasındaki yakınlaşmada bir sır açığa çıkıyor. Meğer eşleri işi daha da ilerletmişler.
Özellikle dikkat etmenizi isteyeceğim sahneler ise kahramanlarımızın birlikte yemek yedikleri sahneler.
Bu kadar filmi anlatmam yeter sanırım. Gelelim aklımda kalanlara.
Öncelikle filmin müzikleri inanılmaz derecede güzel ve rahatlatıcı. Ayrıca kullanılan kıyafetler, özellikle bayan kıyafetleri çok hoşuma gitti.

Dramadan hoşlanıyorsanız izlemeniz gereken bir film.
Filmin imdb sayfası burada, resmi web sayfası burada, görüntüler sırasıyla burada ve burada bulunmakta.
İyi seyirler.
22 Ocak 2008
Sinema Günlerim


Arkadaşlık duygusunun gücü. Lotte(Patrycia Ziolkowska) fazlasıyla bu güzün etkisi altında. Öte yandan Ayten(Nurgül Yesilçay) herşeyi arkada bırakıp yeni bir hayata başlamak için geldiği ülkede(Almanya) yoldaşlarını daha yakından tanıma fırsatı buluyor.
Kahramanlarımızın başında Alman Dili Profesör'ü Nejat Aksu(Baki Davrak), ayakabıcıda çalışan Yeter(Nursel Köse) ve tabi ki ihtiyar delikanlı Ali Aksu(Tuncel Kurtiz) var. Tuncel Kurtiz'in bakışları ve küfürleri, yeteri kadar vurucu zaten.
Fatih Akın, Türkiye'yi dışarıdan izleyen biri olarak, yani Almanya'da yaşadığı için öyle dedim, yoksa gayet açık bir anlatımı var, tüm tabloyu yüzümüze bir tokat gibi çarpıyor. Bir şeylerin farkına varmamız gerektiğini haykırıyor adeta. Bu çağrıya kulak verilmesi dileğiyle. Fatih Akın filmelerine ayrıntılı olarak ayrı bir yazıda değerlendireceğim. Geçelim son filme.

İyi seyirler.
Afişler sırasıyla buradan, buradan ve buradan.
11 Ocak 2008
There Will Be Blood (Kan Dökülecek)
Upton Sinclair'in(Türkçe biyografisi), Oil(Petrol) adlı romanından sinemaya uyarlanan There Will Be Blood(Kan Dökülecek) filmini sabırsızlıkla bekliyorum. Ufak bir hatırlatma: Film şu anda imdb'de 9.0/10 oyla Top 250'de 44. sırada!
Filmin başrol oyuncusu, afişten de görülebileceği üzere Daniel Day-Lewis. Ayrıca filmin müziklerini de Radiohead grubunun gitaristi Jonny Greenwood yapmış.Filmin imdb sayfası burada. Resmi web sayfası burada. Resmi sayfada filmin fragmanı da mevcut. Ayrıca farklı çözünürlüklerde fragmanlar için buradan buyrun. Radikal'de çıkan haber burada.
Yazıda kullanılan resimler sırasıyla buradan ve buradan.
21 Aralık 2007
Güle Güle Savaş Dinçel
Kurtuluş ve Cumhuriyet filmerinin 'İsmet Paşa'sı, Ağır Roman'ın 'Berber Ali'si, Dar Alanda Kısa Paslaşmalar'ın 'Hacı'sı, Ekmek Teknesi'nin 'Nusret Baba'sı, ilk anda aklıma gelen rolleri. Oyunculuğun yanı sıra, yönetmen ve karikatürist.Daha fazla bir şey söyleyebilecek gücüm kalmadı. Sadece bir kaç cümle daha:
Güle güle Savaş Dinçel.
Güle güle 'Berber Ali'.
Güle güle 'Nusret Baba'.
Güle güle 'Hacı Abi'.
Güle güle...
Şimdi her nereye yol almaktaysan.
Dünyayı daha yaşanılabilir bir yer haline getirmek için çalıştınız. Yeni nesil de bunun için çalışıyor. Bayrağı sizden devraldılar. Gözünüzün hep üstlerinde olacağının bilincindeler.
Güle güle.
Şimdilik...
Fotoğrafın kaynağı burası.
02 Kasım 2007
Una Palabra - A Word
Una palabra
Una palabra no dice nada
y al mismo tiempo lo esconde todo
igual que el viento que esconde el agua
como las flores que esconde el lodo.
Una mirada no dice nada
y al mismo tiempo lo dice todo
como la lluvia sobre tu cara
o el viejo mapa de algún tesoro.
Una verdad no dice nada
y al mismo tiempo lo esconde todo
como una hoguera que no se apaga
como una piedra que nace polvo.
Si un día me faltas no seré nada
y al mismo tiempo lo seré todo
porque en tus ojos están mis alas
y está la orilla donde me ahogo,
porque en tus ojos están mis alas
y está la orilla donde me ahogo.
A word
A word does not say anything
and at the same time it hides everything
just as the wind that hides the water
like the flowers that mud hides.
A glance does not say anything
and at the same time it says everything to it
like rain on your face
or the old map of some treasure.
A truth does not say anything
and at the same time it hides everything
like a bonfire that is not extinguished
like a stone that is born dust.
If a day I need I will not be nothing
and at the same time I will be it everything
because in your eyes they are my wings
and it is the border where I drown to me,
because in your eyes they are my wings
and it is the border where I drown to me.