Son Eklenenler

Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ekim 2014

Yolda

On The Road Again: Desierto de Atacama

“Yol zamanın bir fonksiyonu değildir. / Hız yolun zamana bölünmüş halidir. / İvme ve sürtünme katsayısı bizi ilgilendirmez. / Yolda olmak bir hıza sahip olmayı gerektirir, / Aksi durum yolda durmaktır. / Durmak sıkıcıdır. / Yolda durmak yolda olmak anlamına gelmez, / Yolda durmak yolda durmak anlamına gelir. / Yolun bittiği yerde durulmaz / Ya önce durulur ya durulmaz. / Bazen yolun kenarından renksiz duru sular akar. / O sularda balık da vardır. / Yolun yardığı tepelerin biri yeşil toprak biri bej olabilir, / Su aktığı yerin rengine bürünmez, / Ama sana öyle gelebilir, / Ayrıca yol bitmez, / O labirentin duvarıdır.” – Kaan Çaydamlı, “Başyazı” [1]

"Hep yürüyen biri olmak istenmez, yürümek sürekli izlenimdir, duraklamak ve düsünceyi beklemektir yolun varlık kanıtı." [2]

"Şark oturup beklemenin yeridir. Biraz sabırla her şey ayağınıza gelir." [3]
[1] Göçebe Kültür Yeniden… Hobo’lardan Technomad’lara…, Ulvi Yaman, Karga Mecmua, Sayı 85
[2] Metinler, Nilgün Marmara
[3] Huzur, Ahmet Hamdi Tanpınar

29 Ağustos 2011

Korkma Ben Varım

Yapabileceğim onlarca alıntıdan en beğendiklerim. İlk başlarda o kadar kaptırmışım ki kendimi, not almak aklıma bile gelmedi. Bunlarla idare ediverin artık, ya da kitabı* alıp bir de siz okuyun. Yazarın okuduğum ikinci kitabı. İlki Dublörün Dilemması idi. Sadece iki kitabı var biliyordum, meğer bunlardan başka üç tane daha varmış.
Aşkın doğması ve yaşaması, yavaşlığa bağlıdır: Ağaçları keserken ormanı korumak gerekir. Erkeğin hızından kaynaklanan savrukluk, kadının yavaşlığında kendini gösteren otoriteyle intizama dönüşür. Romantizmin baştan sona kurallarla örülü oluşu bundandır.
sayfa 240
Baba olmak, insanın hayat hakkındaki fikirlerinin değişmesidir. Kızlar, henüz üç yaşındayken ellerine bir oyuncak bebek alarak anneliğe hazırlanıyorlar. Erkekler öyle değil. Bir adam, çocuğu doğduktan sonra sersemleşir, aptala döner. Bu, kaçınılmazdır. Çocuk, babanın dünyasını yönetmeye başlar ve onu hareket kabiliyetini kısıtlar. Hayatın, bebeğin minik ellerindedir.
sayfa 350
Aşk, yalanlarla ilerler. Doğrular, aşkın hijyenini yok eder.En büyük yalanlarını sevgilinden esirgersen, duygularında samimi olduğunu ispat edemezsin. Kalbimize aşk oku saplandı mı, gözlerimiz "Bana karşı dürüst davranıp her şeyi berbat etme sakın" demeye başlar.
sayfa 360
- Saçmalamayı bırak. Bir şapkayı beğenince onu kafana çiviyle çakıyor musun?
- Yani?
- Evlenme.
sayfa 278





* Korkma Ben Varım, Murat Menteş, İletişim

24 Ağustos 2011

Samimiyet

"İnsan, kendi samimiyetinin altını çizmeye kalkıştı mı, ister istemez üstünü de çiziyor. Samimiyet, mahremiyetle mukayyet olsa gerek."
Korkma Ben Varım, Murat Menteş, İletişim, 2010, sayfa 42

21 Mayıs 2009

Kürk Mantolu Madonna'dan




Bir kadının bize her şeyini verdiğini zannettiğimiz anda onun hakikatte bize hiçbir şey vermiş olmadığını görmek, bize en yakın olduğunu sandığımız sırada bizden, bütün mesafelerin ötesindeymiş kadar uzak bulunduğunu kabule mecbur olmak acı bir şey.


Bu akşam anladım ki, bir insan diğer bir insana bazen hayata bağlandığından çok daha kuvvetli bağlarla sarılabilirmiş. Gene bu akşam anladım ki, onu kaybettikten sonra, ben dünyada ancak kof bir ceviz tanesi gibi yuvarlanıp sürüklenebilirim.


Fotoğrafın kaynağı

01 Aralık 2008

En Yakınımdaki Kitap

Vladimir yazmış, katılmadan edemedim En Yakınımdaki Kitap adlı oyuna. Oyuna katılmak oldukça basit. Aşağıdaki kuralları izleyin, kâfi.

  • Kendinize en yakın kitabı alın.
  • Sayfa 56’yı açın. 5. cümleyi bulun.
  • Cümleyi bu kurallar ile birlikte yayınlayın.
  • En sevdiğiniz, en moda veya en entellektüel kitabı seçmeyin, en yakınınızdakini alın.

  • En yakınımda Rıza Kıraç'ın Araf'ta Bir Melek kitabı vardı. İşte verilen adreste ikamet eden cümle:
    yazım sırasına göre sayfalara numara verdim.

    Şimdi bunları yazdım ya, kitabın arka kapağında yazanları da yazmak istiyorum. Kurallara aykırı değil.

    "Asın beni, ağrıma giden günahların hakkı için"
    Araf'ta Bir Melek, arada kalanların, nerede olduğunu bilmeyenlerin, başa, en başa dönmeyi unutanların öyküsünü anlatıyor.
    Kendimizi hatırlamamız için, "son sandığımız" şeylerin aslında bir başlangıç olduğunu unutmamalıyız.

    Bir de unutmadan söyleyeyim. Varsa fotoğraf ya da resim eklerseniz daha da renklendirmiş olursunuz oyunu. Hadi bakalım, neler çıkacak ortaya?

    13 Temmuz 2008

    Monarşi vs. Cumhuriyet

    Monarşi yönetimini cunhuriyet yönetiminden her zaman aşağı durumda tutan en önemli ve kaçınılmaz eksiklik şudur: Cumhuriyet yönetiminde halk oyu hemen her zaman yalnız aydın ve yetenekli kişileri yüksek görevlere getirir; bunlar görevlerini onurla yaparlar. Oysa monarşilerde yüksek görevlere erişenler, çoğu kez birtakım insan taslakları, düzenbaz, entrikacı, aşağılık kimselerdir. Saraylarda yüksek görevlere ulaşmaya yarayan aşağılık yetenekler, bu görevlere gelir gelmez bu adamların budalalıklarını halkın gözü önüne sermekten başka işe yaramaz. Halk, adamlarını seçmekte hükümdardan daha az yanılır. Cumhuriyet yönetiminin başında bir budalanın bulunması kadar, kralın bakanları arasında gerçek değerde bir kimsenin bulunması da binde bir rastlanır bir şeydir. İşte, bu bir sürü yönetici taslağı yüzünden hemen hemen çökmekte olan monarşide, güzel bir rastlantıyla doğuştan yönetici bir adam* işbaşına gelirse, bu adamın bulduğu yollara ve olanaklar karşısında herkesin parmağı ağzında kalır ve bu durum memleket tarihinde yeni bir dönem açar.

    * Duc de Choiseul
    Toplum Sözleşmesi - Jean-Jacques Rousseau

    10 Mart 2008

    Kendime Hediye

    Kendime uzun zamandır hediye almadığımı düşünüp duruyordum bir süredir. Bugün bir arkadaşımla dışarı çıkınca dur ben bu işe bir el atayım dedim kendime. Kendime çok güzel iki kitap aldım. Yeni kitap almayı çok sevmesem de, sahaflarda bulamadım, ne yapayım? Zaten sırf bu sahaflar için İstanbulda yaşamak istiyorum. Neyse efendim. Aldığım kitaplar şunlar: Edmond Rostand'dan Cyrano de Bergerac ve Samuel Beckett'ten Godot'yu Beklerken.

    Çocuklar gibi mutlu oluyorum kitap alınca , bir görseniz halimi. Bir de farkettim, ben kitapçıya girdim mi çıkamıyorum. Adeta kendimi kaybediyorum.
    Yalnız bir şikayetim var bu konuda: Kitaplar bu kadar pahalı olmak zorunda mı? Millet okumasın diye ellerinden geleni yapıyorlar sanki.
    Yalnız kendimi tutamıyorum Cyrano de Bergerac'ı okumama konusunda. Zira 27 Mart'ta oyunu izlemeye gideceğim. Sahneleyen Ege Üniversitesi Tiyatro Topluluğu. Daha önce de At ve Venedik Taciri oyunlarıyla beni büyülemişlerdi. At oyunu hakkındaki yazım için şuraya göz atabilirsiniz. İzmir'de olanlara gelmelerini öneririm. Oyun ücretsiz bu arada.


    Efendim gelelim benim hediye kısmına. Tabi bu kitaplarla da yetinmedim. Turgut Özakman'nın bugün çıkan "Diriliş Çanakkale 1915" kitabına saldırdım hemen ama o meblağya cebimin gücü yetmedi. Kaldı öylece rafta. Yani birinci baskısını alma fırsatını kaçırdım.
    Ne yapalım şimdi. Bunun telafisi de çok lezzetli oldu ama. Türkiye'nin en iyi on kokoreççisinden birinde kokoreç yedik efendim. Hatta yazarken bir daha canım istedi.
    Bir iki ay önce yine orda bar çıkışı kokoreç yerken bir yandan amcanın biri kemanıyla hoş bir seda yayıyordu mekana, bir yandan da mekanın sahibi şarkı söylüyordu. Sanat müziğiyle cidden iyi gidiyor. Öneririm.
    Kendime yediğim kokoreç ve aldığım kitaplarımla mutluluklar dileyerek yazıyı bitiriyorum. Görüşmek üzere.

    11 Ocak 2008

    There Will Be Blood (Kan Dökülecek)

    Şu sıralar sıkça yazamayacağımı bir önceki yazımda söylemiştim. Fakat unutmadan söylemem gereken bir şey daha var. Sinemada 1 Şubat 2008'de gösterime girecek bir film hakkında.
    Upton Sinclair'in(Türkçe biyografisi), Oil(Petrol) adlı romanından sinemaya uyarlanan There Will Be Blood(Kan Dökülecek) filmini sabırsızlıkla bekliyorum. Ufak bir hatırlatma: Film şu anda imdb'de 9.0/10 oyla Top 250'de 44. sırada!


    Filmin başrol oyuncusu, afişten de görülebileceği üzere Daniel Day-Lewis. Ayrıca filmin müziklerini de Radiohead grubunun gitaristi Jonny Greenwood yapmış.
    Filmin imdb sayfası burada. Resmi web sayfası burada. Resmi sayfada filmin fragmanı da mevcut. Ayrıca farklı çözünürlüklerde fragmanlar için buradan buyrun. Radikal'de çıkan haber burada.
    Yazıda kullanılan resimler sırasıyla buradan ve buradan.

    05 Ocak 2008

    Fahrenheit 451'den

    Bilgisayarın başına geçme amacım uzunca bir yazı yazmaktı fakat nedense birden alıntı yapmaya karar verdim. Bu seferlik böyle idare edelim artık. Keyifli okumalar.


    "Eğer yapabilirsen nehre doğru gitmeye çalış, onu izle, bir şekilde ülkenin içlerine uzanan eski demiryolu hatlarına rastlarsan onları takip et. Bugünlerde hemen hemen her şey hava yoluna bağlı olduğu için yolların çoğu terk edildi. Ama raylar hala duruyorlar, paslanıyorlar. Başıboş gezenlerin bütün ülkede kampları olduğunu duydum. Orada burada; onlara yürüyen kamp diyorlar. Eğer yeterince uzağa yürür ve gözlerini açık tutarsan, burasıyla Los Angeles arasındaki yollarda birçok Harvard mezunu olduğunu söylüyorlar. Çoğu aranıyor ve şehirlerde peşlerine düşmüşler. Sanırım yaşamanın bir yolunu buluyorlar. Pek fazla değiller ve bence hükümet hiçbir zaman izlerini sürecek kadar büyük bir tehlike olarak görmüyor onları. Bir süre onlarla birlikte saklanıp, sonra benimle St. Louis'de temasa geç. Yarın sabah beş otobüsüyle, oradaki eski bir basımcıyı görmeye gidiyorum ve sonunda artık kendimi ortaya çıkaracağım. Para iyi bir iş için kullanılacak. Teşekkürler ve Tanrı seni kutsasın. Birkaç dakika uyumak ister misin?"*
    Kitap hakkında daha fazla bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
    *Bradbury, Ray, Fahrenheit 451, İthaki Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, 1999, sayfa: 204-205
    Fotoğraf burada(ydı).

    30 Aralık 2007

    Sabır Taşı Çatlamadan

    Bu aralar yazmaya pek hevesim yok gibi. Ne hakkında yazacağıma yoğunlaşamıyorum sinirden/sıkıntıdan. Sıkıntımın sebebi mi ne? Hemen açıklayayım.
    Yüksek Lisans öğrencisi adayı olarak evrak, devlet dairesi, fotokopi, vb. şeylerle uğraşmak sıkıntı sebebim. Daha da özel olarak, postadan bir türlü gelmeyen belgeler. Daha önce de belirtmiştim. O zaman sınav giriş belgem gelmek bilmemişti. Neyse, onu hallettik. Şimdi de sınav sonuç belgem gelmiyor ısrarla.
    PTT konu hakkında bilgi sahibi değil. Postacı zaten sokağa uğramıyor. ÖSYM telefonlara yanıt vermiyor. Delirmenin eşiğinde yaşamımı sürdürüyorum anlayacağınız.
    Murphy söylemiş zamanında: "Bir şeyin birkaç şekilde ters gitme olasılığı varsa, hep en kötü sonuç doğuracak şekilde ters gidecektir."
    Ben bu aralar çok karamsarım galiba.
    Neden mi bu kanıya vardım. Son iki saattir dinlediğim şarkıdan: Radiohead - Paranoid Android.



    Marvin the Paranoid Android (Otostopçunun Galaksi Rehberi - Douglas Adams)

    Fotoğraf burada(ydı).

    Güncelleme: Şimdi eski yazılarıma göz gezdirirken farkettim. Burada demişim de 'Yeni maceramız sonuç belgesinin gelme süreci.' diye. Ne var bende anlamadım ki. Postaneye kötü bir laf da etmedim. Unutmadan amcam da postacıydı. Emekli oldu. Bu da garip geliyor düşününce.

    22 Aralık 2007

    Godot'yu Beklerken'den...


    Samuel Beckett'in ölüm yıldönümü dolayısıyla , 'Godot'yu Beklerken'den bir alıntı:
    VLADIMIR - Boş konuşmalarla zamanımızı harcamayalım! (Bir an, şiddetle) Fırsat varken bir şeyler yapalım! Her gün birilerinin bize ihtiyacı olmuyor. Aslında özellikle bize ihtiyaç duymuyorlar. Başkaları da daha iyi olmasa bile, aynı derecede bizim yaptıklarımızı yapabilirlerdi. Kulaklarımızda çınlayan şu yardım çığlıkları bütün insanlığa yöneltilmiş! Ama burada, zamanın bu anında, istesek de istemesek de bütün insanlık biziz. Çok geç olmadan bundan yararlanalım! Zalimce bir alın yazısının bize layık gördüğü iğrenç güruhu hakkıyla temsil edelim! Ne dersin? (Estragon hiçbir şey söylemez) Kollarımızı kavuşturup yardım etmenin iyi ve kötü yanlarını hesaplarken cinsimize kötülük etmediğimiz doğru. Kaplan hiç düşünmeden hemcinsinin yardımına koşar ya da çalılıkların kuytularına siner. Ama sorun bu değil. Sorun burada ne yaptığımız. Ve cevabı bildiğimiz için mutluyuz. Evet, bu uçsuz bucaksız karmaşada kesin olan tek bir şey var. Godot'nun gelmesini bekliyoruz. Ya da gecenin çökmesini. (Bir an) Buluşacağımız yere saatinde geldik ve bu da sonu işte. Aziz değiliz ama bu da sonu işte. Aziz değiliz ama buluşacağımız yere saatinde geldik. Kaç insan böyle bir şeyle övünebilir?
    Kaynak
    Oyunun İngilizce metni:
    1. Perde
    2. Perde
    Resim burada(ydı).

    07 Aralık 2007

    Yine Kafka'dan

    "İnsanlarla iç içe olmak, insanı kendini gözlemlemeye götürür."

    Kafka, Franz, Aforizmalar, sayfa 13, Bordo-Siyah Yayınları, 2006

    Kafka

    "Belirli bir noktadan sonra geri dönüş yoktur. Bu noktaya erişmek de gerekir."

    Kafka, Franz, Aforizmalar, sayfa 13, Bordo-Siyah Yayınları, 2006