Son Eklenenler

Mim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ekim 2010

7 Soruluk Mim

Akşamın ikinci ve son mimi ise Gabriel's Dairy'den gelen mim. Yedi sorunun yanıtlanması isteniyor. Hemen başlayayım.

Hangi işleri yarım bırakırsın yada bıraktığın neler var?
Yarım bırakmak gibi bir alışkanlığım yoktur. Aksine başaldığım işleri bitirmeye çalışmam bazen sorun olabiliyor.

Yakın zamanda kaybettiğin biri var mı?
Ölüm anlamında birisi yok. Fakat sürekli zaman kaybettiğim hissi var içimde.

En ağır bulduğun, sana dokunan bir yemek var mı?
İç yağıyla yapılmış yemekler ağır gelir bana. Dokunan bir yemek henüz çıkmadı.

Cinsellik ve aşk anlamında unutamadığın biri var mı?
Var.

Çocukken sevdiğin çizgi filmler?
Redkit

Blogger'a ne zaman kayıt oldun? Kim vesile oldu? Nereden duydun?
2007 Kasım ayında kaydoldum. Ondan bir altı ay kadar önce de Wordpress üzerinden blog tutmaya başlamıştım. "T.C. Fatih 2.Asliye Hukuk Mahkemesi 2007/195 Nolu Kararı gereği bu siteye erişim engellenmiştir." yazısı Blogger'a taşınmama vesile oldu. Wordpress harici hangi siteler blog hizmeti veriyor diye ararken buldum.

Çok paran oldu neler yaparsın?
Parayla aram iyi değildir. Sevmem kendisini. İhtiyaçlarımı gideriyorsa, fazlasını dağıtırım.

Sorular hakkında söyleceklerim bunlardır efendim. Aklına bir şey takılan olursa yorumda sorar zaten. Şimdi başkalarını mimlemek gerek ama bu kadar zaman sonra mim yazıp da kimi hangi yüzle mimleyeceğim diye düşünüyorum. İsteyenler katılsın efendim. Mim ortada kaldı böyle. :)

Komşu Blogları Keşfetme Mimi

Aylardır yazamadığım iki mimi yanıtlıyorum bu akşam. İlki persona noN grata~~ blogundan gelen mim isteği. Efendim, kısaca şöyleymiş mim:
  1. Takip listemizden baştan üçüncü bloga gidip, oradan daha önce hiç ziyaret etmediğimiz bir bloga gidiyoruz.
  2. Hoşumuza giden bir paragrafı alıp yazımıza ekliyoruz ve bu paragraf hakkında düşüncelerimizi yazıyoruz.
  3. Alıntı yaptığımız bloga, bu mimi hatırlatıyoruz.
  4. Mimlemek istediğimiz başkaları varsa onları da ihmal etmiyoruz.
Ben de 7.oda vasıtasıyla Yalnızlık Okulu'nu keşfettim. Yolculuk şiirinden bir kıtayı alıntılamayı seçtim.
Ben seni
iki durak arası
mesafede kazıdım yüreğime...
Böyle bir aşka hayranlık duyarım. Bir insana nasıl bağlanılacağını anlatan etkileyici sözler. Okuduğumdan beri hakkında ne yazabilirim diye düşünüyorum. Anca bu kadar yazabildim. Dilim tutuldu sanki.

29 Ocak 2010

5 Soruluk Mim

Merhaba,
Sevgili Kubilay Bey beni mimlemiş. Biraz geç olmakla birlikte anlayışına sığınarak bu yazıyı yayınlıyorum. Mime geçmeden önce, mimin kurallarını hemen aşağıya yazıyorum.
  • Mimi gönderen bloga link veriyorsunuz.
  • Üç kişiyi mimliyorsunuz ve mimlediğiniz kişinin bloguna not bırakıyorsunuz. ("Ortaya bıraktım, isteyen alsın." demiyorsunuz.) Ayrıca olabildiğince bu konuda mimlenmemiş blogları seçmek için özen gösteriyoruz.
  • Mimlediğiniz blogların da linkini veriyorsunuz
1) Dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda ne düşünüyorsunuz?

Kürsü dokunulmazlığı dışında tüm dokunulmazlıklar kaldırılmalıdır.

2) Seçim barajı kaldırılsın mı? Neden?

Seçim barajı kaldırılmalıdır. Nedenini şöyle açıklayayayım: Geçerli olan seçim sisteminde bazı siyasi partiler, belirli bir bölgede yüksek oy oranına sahip olmalarına karşın ülke genelinde barajı aşamamamaktadır. Bu da yurttaşların iradesinin meclise tam olarak yansıtılamamasına neden olmaktadır.

3) Adayların belirlenmesinde nasıl bir yöntem uygulansın?

Parti örgütlerinde seçimle belirlenmelidir. Ancak burada önemli bir konu var. Adaylar belirlendikten sonra seçmenlerin o aday hakkında bilgi edinebileceği sürenin uzatılmasının yararlı olacağını düşünüyorum.

4) Yargı bağımsızlığı sizin için ne anlam taşıyor?

Benim için yargı bağımsızlığı; evrensel insan hakları ve hukukun üstünlüğünü ilke edinmiş, bağımsız yargıçlarca ve diğer hukuk insanlarıyla yürütülen adalet sistemi anlamına geliyor.

5) Beşinci soruyu siz belirlemek durumunda olsaydınız neyi öğrenmek isterdiniz?

Sadece şu ana özgü değil, geçmişten günümüze yöneticilerin, insanların gözünün içine baka baka gerçekleri çarpıttıktan sonra ne hissettiklerini bilmek isterdim. O an ne hissederler? Çok mu sevinçli olur insan, 'şunları nasıl kandırdım' mı der? Nedir yani o duygu? Zira yaşamayı istemeyeceğim duyguların ilk sıralarındadır.

Sıra geldi mimlemeye. Sevgili Karakutu, sevgili Gülş ve sevgili İlknur, acaba mime siz de katılır mısınız?

01 Aralık 2008

En Yakınımdaki Kitap

Vladimir yazmış, katılmadan edemedim En Yakınımdaki Kitap adlı oyuna. Oyuna katılmak oldukça basit. Aşağıdaki kuralları izleyin, kâfi.

  • Kendinize en yakın kitabı alın.
  • Sayfa 56’yı açın. 5. cümleyi bulun.
  • Cümleyi bu kurallar ile birlikte yayınlayın.
  • En sevdiğiniz, en moda veya en entellektüel kitabı seçmeyin, en yakınınızdakini alın.

  • En yakınımda Rıza Kıraç'ın Araf'ta Bir Melek kitabı vardı. İşte verilen adreste ikamet eden cümle:
    yazım sırasına göre sayfalara numara verdim.

    Şimdi bunları yazdım ya, kitabın arka kapağında yazanları da yazmak istiyorum. Kurallara aykırı değil.

    "Asın beni, ağrıma giden günahların hakkı için"
    Araf'ta Bir Melek, arada kalanların, nerede olduğunu bilmeyenlerin, başa, en başa dönmeyi unutanların öyküsünü anlatıyor.
    Kendimizi hatırlamamız için, "son sandığımız" şeylerin aslında bir başlangıç olduğunu unutmamalıyız.

    Bir de unutmadan söyleyeyim. Varsa fotoğraf ya da resim eklerseniz daha da renklendirmiş olursunuz oyunu. Hadi bakalım, neler çıkacak ortaya?

    01 Kasım 2008

    Mim: Kot İşçilerine Destek Verin


    Gazetelerden ya da televizyondan haberleri görmüşsünüzdür. Görmediyseniz de anlatayım biraz. Silikozis diye bir hastalık var efendim.
    Bu hastalık yaygın bir meslek hastalığıdır. Döküm, metal eşya sanayi gibi meslek gruplarında sıkça kullanılan kumlama işlemi, çok kısa zaman zarfında ciddi rahatsızlıkları beraberinde getirmekte. Son yıllarda bu yöntemin kot taşlama diye bilinen iş kolunda da kullanılmasından dolayı, işçeilerden bu hastalığa yakalananların sayısında bir artış gözlenmekte. Çoğu sosyal güvencesiz olarak sağlıksız ortamlarda çalışan bu işçiler, hayatlarının geri kalan bölümlerini ne yazık ki ölümü bekleyerek geçirmekteler. Çünkü silikozis hastalığının kesin bir tedavisi yok. Yanlış duymadınız, YOK! Önemli olan korunmak, bu hastalığa yakalanma riskini azaltmaktır.
    İşte tam bu noktada, yazıyı yazış amacıma varıyoruz: Olabildiğince çok kişiyi haberdar etmek, kamuoyu yaratmak. Yandaki gördüğünüz, üzerinde kan lekesi olan banner'ı sayfanıza ekleyerek, bu konuda diğer bloggerları mimleyerek, e-posta gruplarına mesaj göndererek, tanıdıklarınıza anlatarak, kısacası türlü yöntemlerle bu dayanışmaya katılabilirsiniz. Duyaralı olmanız yeterli.

    Banner kodunu buradan ve buradan indirebilirsiniz. Daha fazla bilgi için aşağıdaki sayfaları ziyaret edebilirsiniz:
    Kot Taşlama İşçileri Dayanışma Komitesi
    kottaşlaMA
    Silikozis hastalığı ile ilgili detaylı bilgi
    Basında Silikoz - metinakgun.com

    Mimlediklerim--> Pretty in Pink, Abi, Goddess Artemis, 7.Oda.

    29 Eylül 2008

    Hayaller Mimi


    Ödevlerimi yapmadığımdan bayram tatiline sıkıştı hepsi. Tamam, kızmayın. İşte yapıyorum şimdi. Sevgili Goddess Artemis, hayaller konusunda mimlemiş beni.
    Hayal etmek güzeldir. Boş kaldıkça hayallere dalan biri olarak söyleceklerim var elbet.
    Aslında o kadar erken ki bir şeylerden vazgeçmem için. Henüz koşturmaktayım hayallerimin perşinden. Bunların en yakını sanırım bilime hizmet etmek. Asistanlık için çabalıyorum şu aralar. Hazır öğrencilik hayatım devam ederken bir interrail yapmak. Avrupa'yı görmeden ölmek istemiyorum. Aslında sürekli gezmek istiyorum ya şartlar uygun olmuyor bir türlü.
    Aslında yapılmayacak bir şey değil ama, bir gün herşeyden kendimi çekmek istiyorum. Mesela sabah okula giderken otobüsten inip sahil boyunca yürüyerek fotoğraf çekmek. Kimseye haber vermeksizin aniden ortadan kaybolup bir hafta kadar gündelik yaşamdan uzaklaşmak istiyorum. Sonra hiçbir şey olmamış gibi kaldığım yerden devam etmek. Güzel olurdu.
    Bu kadar hayal yetiyor bana. Unutmadani, hayaller gerçekleştikçe yerini yenileri alıyor. Bu yüzdendir ki bu kadar kısa oldu bu yazı.

    Not: Bu yazı uzun zaman önce yazılmaya başlandı. Bazı aksaklıklar yüzünden bu güne kadar beklemek zorunda kaldı. Kusura bakmayın efenim.

    Mim: Nefretlik Şeyler

    Neredeyse üç hafta önce sevgili pretty in pink hanım mimlemiş beni. Tabi ben arayı iyice açınca uzadıkça uzadı yanıt verme süresi. Hemen başlıyorum efendim. Konumuz nefretlik şeyler:


    • Ayakkabı giymek: Beni günlük hayatta oldum olası sıkan bir eylemdir ayakkabı giymek. Sıkıyor beni, elimde değil. Daha önce de bahsetmiştim. Bkz: Dört Dörtlük Mim: 8 Eylül Pazartesi.
    • Birinin hakkımı yemesi: Çokça bir sırada beklerken olur bu olay. Efendi efendi sıra beklerken aklı evvelin biri gelir, öne geçmeye çalışır. Kısa devre yapar beynim. Dayanamam, anında patlarım. Sinirden titremeye başlarım ki, o anda on kaplan gücünde olurum. :) Bir de üç kuruşluk malı beş kuruşa satmaya çalışanlar vardır ki onlara da haddini bildiririm.
    • Otobüste/dolmuşta yer isteyen kişiler: Tamam, yaşlılara, bayanlara saygılıyım; elimden geldiğince yardımcı olmaya da çalışıyorum, gelgelelim öyle insanın tepesinde dikilipte laf sokmaya çalışan tiplere gıcığım. Belki ayakta duramıyorum ben, belimden rahatsızım, doktordan geliyorum. Nereden biliyorsunuz? Size mi kaldı benim saygımı ölçmek?
    • Otobüste/dolmuşta babasının malı gibi yayılan tipler: Bunlar da ayrı bir tiptir. İki kişilik koltuğa yayılırlar, omuzları üzerinize abanır. Ki ten temasından hiç hoşlanmaam. Bu sınıfa başka bir örnek de çocuğunu kucağına almayanlardır. Sanki takside seyahat ediyorlar. Bu çocuklu lüks düşkünleri sebebiyle bir önceki grupça taarruz ateşine tutuluyorum.
    • Yere tükürmek/çöp atmak: Hayatım boyunca anlayamadım, bir insan neden çevreyi kirletir. İki adım ötede çöp varken neden elindeki atıverir yere.
    • Devlet dairesinde keyif çatan memur tipi: İki dakikalık iş için önünde yarım saat beklediğim için biliyorum. Sanki kendisi kral biz de köleyiz. Yap işini, mesain bitince ne halt yersen ye. Bir de emir kipiyle konuşmazlar mı, boğuveresim gelir. En son İlçe Emniyet Müdürlüğü'nde bir polise dedim; "saygı istiyorsanız saygılı olmayı da bileceksiniz" diye.
    Aklıma gelenler bunlar. Daha sonra hatırlarsam; başka bir dalga yaratsın diye başka bir biçimde yazarım. Bu mim kimlere gitti takip edemediğimden, üzerine almak isteyene bırakıyorum. Hadi bakalım.

    07 Eylül 2008

    Dört Dörtlük Mim

    Efendim, sevgili Vladimir, önümüzdeki dört gün son dört gününüz olsa ne yapardınız? diye mimlemiş beni. Zaman kısa, ne yapmak istiyorsam hemen yazıp gerçekleştirmeye çalışayım diyerek hemen oturdum bilgisayarın başına. İşte diyorum neler yapacaklarımı. Az aşağıda.

    7 Eylül Pazar: Mim akşam üzeri geldiğinden bugün kısa bir organizasyonla geçirilicek. Eş, dost, akraba ile helalleşilecek. Çay, kahve bahane, sohbet edilecek. Bütün gece sürer bu. Yalnız kalınca terasa çıkılıp yıldızlar seyredilecek. Bir daha göremem belki. Aslında sabahtan olsa -gerçi hayli erken gelmiş mim, yeni farkettim- Nâzım'ın Bugün Pazar şiiri eşliğinde çimlere uzanmayı da isterdim. İnsanoğlu ne doyumsuz varlık, değil mi?

    8 Eylül Pazartesi: Sokaklara vuracağım kendimi. Yapmak isteyip de yapamadığım şeyleri yapmaya. Mesela ayakkabı giymekten zerre hazzetmem. Ayakkabısız dolaşacağım Kordon'da. Yerler çimen zaten. Akşama da ay ışığı altında şarap içerim. Ohh, mis. Zaten çimenlerde komün ruhu sürüp gitmekte öğrenciler arasında. Sabaha kadar sohbet ederiz. Benim de söyleyeceklerim var tadında bir sohbet olur bu. Sahi ilk günden itibaren uyanık kalmak için ilaç alacağımı söylemedim, değil mi? Söyleyeyim hemen. Bu mimi yazarken ilaç aldım. Dört gün idare eder dedi eczacı.

    9 Eylül Salı: Evlilik günüm. Yıldırım nikahı olur mu acaba? Olmazsa da kaçarım sevgilimle. Aslında dünya yok olacaksa bu günün anlamı da olmayacak. Yani başkaları için. Ama bizim için olacak. Nerede kalmıştık. Evlendim efendim. Asansör'de yemek yemeden ölmek istemem. Aşağıdaki manzaraya karşı akşam yemeği.

    Yemekten sonra deniz kenarında bir yere gideceğim ama neresi bilmiyorum. O kısma birazdan geleceğim.

    10 Eylül Çarşamba: Datça'dayım. Bir ağacın altında. Denizi izliyorum. Yanımda bitanem. Karşımdaki manzara işte şu:

    Biraz daha oturduktan sonra gezmeye başlıyoruz. Tam olarak nereye gittiğimizi bilmeden. Aslında gittiğimiz yerin önemi de yok. Bugün Dünya'nın son günü. Garip bir şekilde yorulmuyoruz yürümekten. Bakınız akşamı ettik.

    Bu tepede bir ağaç buluyoruz derken. Gün bitmek üzere. Yogunluk belirtileri başladı. Hem eczacının ilacı da etkisini yitiriyor. Sarılıp derin bir uykuya dalarken güneş de batıyor ufuktan. Sadece bizim için değil.

    İşte böyle efendim. İlginç bir senaryo olur bunlardan. Yalnız hafiften bir korku var içimde, bu kadar bahsedildikten sonra. Önce bilgilendirme.
    Söz konusu deneyin yapılacağı Avrupa Nükleer Araştırmalar Merkezi resmi sayfası için buraya, Atlas Deneyi resmi sayfası için buraya, Atlas Deneyi hakkında, geçtiğimiz kasım ayında uçak kazasında kaybettiğimiz bilim insanımız Engin Arık'ın hazırladığı sunum için buraya bakabilirsiniz.

    Şimdi sıra gelenksel mimleme töreninde. Sevgili 7.Oda, Abi, Rippin Corpse ve Başak Esin; siz ne yapardınız önümüzdeki dört gün son dört gününüz olsa?

    26 Mart 2008

    Çocuk İstismarını Durdurun

    Önceki yazımı yazmadan önce aklımda olan konu "Çocuk İstismarını Durdurun" kampanyası hakkında olacaktı. Bunu şurada belirtmiştim. Araya bir mim yazısı sığdırdıktan sonra konuya gelebildim sonunda.


    Kampanyaya/mime katılım hakkındaki kuralları da söyledikten sonra, kendi yanıtlarıma geçeceğim. Kurallar şöyle:
    • Mim konusu; Çocukluğunuzdan hatırladığınız ilk şarkı ve şu anda dinlediğinizde hissettirdikleri.
    • Banner
    • "Çocuk istismarını durdurun" sloganının yazıda geçmesi.
    Çocukluğumdan hatırladığım ilk şarkı Sezen Aksu'dan Şinanay. O yıllarda yeni çıkmış olan "Sezen Aksu Söylüyor" albümünde yar alan şarkıyı sabah akşam dinliyordum. Nereden buldun bu şarkıyı derseniz, amcam o yıl askerdeydi ve o zamanlar askerlerin böyle sevdikleri/sevdiklerinin sevdikleri şarkılardan oluşan kasetleri sılaya göndermeleri gelenek gibiydi.
    Şinanay

    Ada vapuru yandan çarklı
    Bayraklar donanmış cafcaflı
    Simitçi, kahveci, gazozcu,
    Şinanay da yavrum şina şinanay
    Şinanayda şinanay hopaşinanay

    Estirir de ada yeli estirir
    Seni sevindirir beni küstürür
    Lüküs kamarada kimler oturur

    Şinanay da yavrum şina şinanay
    Şinanayda şinanay hopaşinanay

    Müslümanı, Yahudisi, Urumu,
    Sporcusu, ihtiyarı, veremi
    Kiminin saçı uçar, kiminin eteği

    Şinanay da yavrum şina şinanay
    Şinanayda şinanay hopaşinanay

    Söz: Melih Cevdet Anday
    Müzik: Onno Tunç

    Bu parçayı şimdi dinlediğimde o zamanlar ne kadar masum olduğumu düşünüyorum hep. İkiyüzlü yetişkinler değildik o zaman. Sadece oyuncaklarıyla meşgul küçücük canlılardık. Herkes bir zamanlar çocuktu. Masumdu.
    Şimdi o masum yavruları kullanır olmuş aşağılık emelleri için bir kısım aşağılık yaratık. Bu tiplerden haberdar oldukça insan olduğuma lanet ediyorum inanın.
    Eğer siz de, sevgili blogger arkadaşlarım, benim gibi bu kişilerle mücadele etmek istiyorsanız bu mim dalgasına katılımınızı bekliyorum. Mimi başlatan Doctus'tan Tansu'ya ve destekleyen herkese teşekkür ediyorum.

    23 Mart 2008

    Açlıkla Savaşa Katkınız Olsun

    Biliyorsunuz ya da bir yerlerden duyuyorsunuzdur, değilse de şimdi söylüyorum: Dünyamızda açlık ne yazık ki hala büyük bir problem. Hatta zaman zaman e-postanıza şöyle iletiler geliyor olabilir: Eğer dünya nüfüsunu 100 kişi kabul edersek bunlardan x tanesi şu kıtadan, y tanesinin şu kadar geliri, z tanesinin yiyecek bir elmsı olacktı, vb. vb. vb. tarzında.
    Bu konuda, yani olumsuzlukları önlemek için şu aslında ucunda insanların olduğu kablolar demetinden oluşan sanal alemde gezerken ne yapılabileceğini merak ediyorsanız, bu olasılıklardan sadece biri, sevgili Gülş'ün önerdiği/dikkat çektiği şu site: The Hunger Site.
    Buradan hemen bir spontane çeviri yapayım:
    Açlık: Gerçekleri Biliyor Musunuz?
    Dünyada bir milyar insanın açlık ve gıda yetmezliği çektiği tahmin ediliyor. Bu, kabaca her yıl bu sebeplerden ötürü ölenlerin 100 katı.
    Her gün yaklaşık 24 bin insan açlık ve açlığa bağlı nedenlerden ötürü ölmekte. On yıl önce bu sayı 35 bindi. Yirmi yıl önce ise 41 bin. Ölenlerin dörtte üçü, beş yaşın altındaki çocuklar.

    Bu soruna karşı kısmi bir çözüm mevcut. İnternete her girdiğinizde bu siteye gidip "Click Here to Give" düğmesine tıklamak. Ayrıca eğer bir site/blog sahibiyseniz bu siteye bağlantı verebilirsiniz.

    Bu konuyu bildirme görevimizi hallettikten sonra gelelim ikinci göreve. Gelenekselleştiği üzere ben de birilerini bu konuda yazmaya teşvik etmeli/kısmen mecbur bırakmalıyım: Sevgili komşularım Vladimir, Abi, Gülçin Hanım, 7.Oda, Bildirgeç, Hep, Cien Anos De Soledad; çağrıma kulak vermenizi rica ederim.

    18 Şubat 2008

    Aman Yakası Bozulmasın!

    Geçen gün Kıbrıs Şerhitleri'nde yürürken soğuktan fazla etkilenmemek için her zaman yaptığım gibi böyle mağazalara girip vitrinlere bakıyordum. Hani öyle alışveriş manyağı birisi de değilimdir. Daha doğrusu istediğimi bir türlü bulabilen birisi değilim. Mutlaka bir yerinde eksiklik/fazlalık oluyor. Örnek mi?
    Diyelim ki kendime bir tişört alacağım. Uzun veya kısa kollu. Uzun kollu alacaksam şöyle bir bakarım. Bileklerinde, böyle kolunun ucunda manşet olmayacak. Ondan sonra önünde öyle koca koca, beni yürüyen panoya benzetecek marka olmayacak. Zaten marka giydiğim söylenemez ya. (Üniversiteyi kazanana kadar kıyafetlerimi babam alır, eve getirirdi. Ben de giyerdim. Babam zevk sahibidir, o ayrı.) Başka başka, v yaka olmayacak. Hayatta giyemem. Bisiklet yaka giyerim ekseriyetle. Lacoste tarzı yakalı da giydiğim olur arada, ki babam hep öyle giymemi ister. Önünde gömlek gibi cep olmayacak. Hiçbir şeyi beğenmiyorum, di mi? Bu kadar sayıp dökünce ortaya çıktı. :)
    Nereye gelecektim. Hıhh. İşte ben böyle seçiciyken, zamanıda bir mont/gömlek arası ne idüğü belirsiz bir giysi almışım. Hani kaç kez giydiğimi saysak, on ya eder ya etmez. Öyle durur dolabımda. Ama kimseye de kıyıp da veremem. Hatta aman yakası bozulmasın diye de özen gösteririm. Niyedir bilmem. Sadece öyle işte.
    Demem o ki, kişisel tarihimin en salak alışverişidir kendisi. İlan ederim buradan.
    Bu konuyu bana ulaştıran Vladimir'e teşekkürler. Tabi her mimin bir gelişi bir de gidişi var, değil mi? Sevgili Gülş, sevgili tanrıçamız Goddess Artemis ve Nurum, mimlendiniz efendim. En yakın zamanda yazılarınızı bekliyorum. Görüşmek üzere.

    28 Aralık 2007

    İkinci Sobe!


    Bir elim sende/sobe/mim dalgasıdır sürüp gidiyor şu sıralar. Sevgili Vladimir, pası bana atmış efendim. Kendisinin hoşgörüsüne sığınarak onu , bir kaç gün önce yazdığım şu yazıma yönlendiriyorum. Umarım darılmaz.

    Fotoğraf burada(ydı).

    23 Aralık 2007

    Sobenlendik Efendim

    Sevgili Abi, sol kanattan pas atmış, blogunuz hayatınızdaki yeri ve önemi konusunda, iyi orta gol getirir kabilinden vuruşumuzu yapalım:

    1- Blog yazmaya ilk defa nasıl başladım?
    Pas atılanlar( Abi, Hep, Gamze, bir de ben) içinde en yeni olan benim sanırım. Blog yazmaya, 2007 Nisan itibariyle başladım. O zaman Wordpress açıktı. Şimdi İsveç'te olan bir arkadaşımın, sen bu işlere meraklısındır demesiyle perde açıldı. Doğum günümde blog sayfama girmek isterken ekrana yansıyan o herkesin bir şekilde bildiği mahkeme kararıyla(*) Blogger'a taşındım efendim.

    2- Blog yazılarımın konusu belli bir çizgide olması için çaba gösteriyor muyum? Yoksa içimden geldiği gibi mi yazıyorum?
    Şöyle alengirli! bir cevap vereyim hemen; yazılarımın konularını içimden geldiği çizgide olmasına dikkat ediyorum. Tabi daha pişeceğim. Malum, yeniyim. Zaten profilimdeki ilgi alanları kısmında da 'hayat' yazıyor. Bu ifade çoğu şeyi açıklıyor sanırım.

    3- Blog yazmak için gün içinde bazı şeylerden feragat ediyor muyum?
    Artık hayatımın bir parçası oldu blog yazmak/okumak. Ne bir işim ne de bir öğrenci kimliğim şu an için bulunmadığından bilgisayar başından kalkmıyorum denilebilir. Buna feragat denilebilir mi bilmem. Öğrenim hayatına geri döndüğümde dengeyi sağlamak epey zor olacak gibi.

    4- Blog yazmak benim için eğlenceli bir uğraşken şimdi artan bekleyiş yüzünden zorunlu bir hal almaya başladı mı?
    Artan bekleyişi üzerimde hissedebiliyorum. Fakat severek yapılan bir görev gibi oldu bu yazma işi. İşini yaparken eğlenmek denilebilir. Çok mutlu oluyorum yazınca/okuyunca/tartışınca.

    5- Blog yazmayı daha ne kadar sürdüreceğim?
    Elimden geldiğince uzun süreli olamsına çabalayacağım. Yazma aralıkları yerine göre artabilir/azalabilir. Blog olmasa da aklıma gelenleri karaladığım cebimdeki ufak not defterim mutlaka gün yüzüne çıkacak. Yeri gelmişken söyleyeyim, yeni bir ajandaya ve bir not defterine ihtiyacım var.

    Direkten dönen topa müdahale etmesini istediklerim: Sevgili doktorumuz Ssbb, sayın Aylak Abaküs ve de sayın Nur Hanım.