Son Eklenenler

18 Mart 2008

İnsanlarım Oyununa Dair

Dün akşam Ege Üniversitesi 3. Kitap Günleri kapsamında Genco Erkal'ın sahneye koyduğu İnsanlarım oyunun gittim. Oyun Nazım Hikmet'in Bursa Cezaevi'nde geçirdiği yıllarını anlatıyor. Büyük ozanın Kuvayi Mlliye Destanı, Memleketimden İnsan Manzaraları, Şeyh Bedreddin Destanı, Taranta Babu'ya Mektuplar ve özellikle Piraye İçin Yazılmış Saat 21-22 Şiirleri başta olmak üzere o dönemde yazılmış diğer şiirlerinden yapılan alıntılardan oluşuyor.



Oyun duygu yüklü. Bir de Genco Erkal'ın muhteşem oyunculuğu işin içine girince daha da etkileyici. Arhaveli İsmail'in Hikayesi'ni dinlerken gözyaşlarımı zor tuttum.
Salon hıncahınç doluydu. Oyunun sonunda 10 dakikadan fazla ayakta alkışlandı Genco Erkal.
Muhteşem bir gece geçirdim. Çok görmek istediğim bu oyunu da görmüş oldum.
Yazımı oyunun son şiirir olan Vatan Haini'ni okuyarak/yazarak bitirmek istiyorum.


``Nazım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hala,
Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet
Nazım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hala.´´
Bir Ankara gazesinde çıktı bunlar, üç sütun üstüne,
kapkara haykıran puntularla,
bir Ankara gazetesinde, fotoğrafı yanında Amiral Vilyamson'un
66 santimetre karede gülüyor, ağzı kulaklarında,
Amerikan amirali
Amerika, bütçemize 120 milyon lira hibe etti,120 milyon lira.
'Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet
Nazım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hala.´´
Evet, vatan hainiyim, siz vatanperversiniz, siz yurtseversiniz,
ben yurt hainiyim, ben vatan hainiyim
Vatan çiftliklerinizse,
kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,
vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,
vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,
fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,
vatan tınaklarıysa ağalarınızın,
vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa,
ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,
vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa
vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan,
ben vatan hainiyim.
Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla:
Nazım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hala.


Not: Oyun boyunca tüm şiirleri tekrarlayan, üç koltuk ynmımızda oturan kız da olmasaydı ya da bu davarnışını yapmamış olsaydı, yanımda oturan arkadaşım daha da keyifli bir şekilde oyunu izleyecekti kuşkusuz. :)

Bir not daha: Yazıyı tekrar okuyunca aklıma geldi. Memleketimden İnsan Manzaraları kitabım kaybolmuştu yıllar önce. Eski basımlarından biriydi. Şimdi aklıma gelince bir daha üzüldüm. :( Sahaflara düşer yine yolum.

11 Mart 2008

Yapay Gündem

Türkiye'de nasıl olduğunu anlamadığım bir derin, ama değil bir örgütün varlığından şüpheliyim. Ne zaman işler kötüye gitse, bu oluşum (meşru ya da gayrimeşru, seçilmiş ya da atanmış tam emin değilim) gündemi hemen değiştiriveriyor nedense.
İnsanlar Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasa Tasarısı bu hafta mecliste görüşülecek ve karara bağlanacak büyük olasılıkla. Tabi meslek odaları da bu yasayı protesto etmeye hazırlanıyor. Emek Platformu'nun bildirisine şu bağlantıların birinden ulaşılabilir: Türk-İş, DİSK, KESK, TMMOB.

Peki gündem ne dersiniz? Başbakan’dan kadınlara ’3 çocuk’ mesajı.

Artık bunun üstüne söyleyecek bir şey bulamıyorum.

10 Mart 2008

Kendime Hediye

Kendime uzun zamandır hediye almadığımı düşünüp duruyordum bir süredir. Bugün bir arkadaşımla dışarı çıkınca dur ben bu işe bir el atayım dedim kendime. Kendime çok güzel iki kitap aldım. Yeni kitap almayı çok sevmesem de, sahaflarda bulamadım, ne yapayım? Zaten sırf bu sahaflar için İstanbulda yaşamak istiyorum. Neyse efendim. Aldığım kitaplar şunlar: Edmond Rostand'dan Cyrano de Bergerac ve Samuel Beckett'ten Godot'yu Beklerken.

Çocuklar gibi mutlu oluyorum kitap alınca , bir görseniz halimi. Bir de farkettim, ben kitapçıya girdim mi çıkamıyorum. Adeta kendimi kaybediyorum.
Yalnız bir şikayetim var bu konuda: Kitaplar bu kadar pahalı olmak zorunda mı? Millet okumasın diye ellerinden geleni yapıyorlar sanki.
Yalnız kendimi tutamıyorum Cyrano de Bergerac'ı okumama konusunda. Zira 27 Mart'ta oyunu izlemeye gideceğim. Sahneleyen Ege Üniversitesi Tiyatro Topluluğu. Daha önce de At ve Venedik Taciri oyunlarıyla beni büyülemişlerdi. At oyunu hakkındaki yazım için şuraya göz atabilirsiniz. İzmir'de olanlara gelmelerini öneririm. Oyun ücretsiz bu arada.


Efendim gelelim benim hediye kısmına. Tabi bu kitaplarla da yetinmedim. Turgut Özakman'nın bugün çıkan "Diriliş Çanakkale 1915" kitabına saldırdım hemen ama o meblağya cebimin gücü yetmedi. Kaldı öylece rafta. Yani birinci baskısını alma fırsatını kaçırdım.
Ne yapalım şimdi. Bunun telafisi de çok lezzetli oldu ama. Türkiye'nin en iyi on kokoreççisinden birinde kokoreç yedik efendim. Hatta yazarken bir daha canım istedi.
Bir iki ay önce yine orda bar çıkışı kokoreç yerken bir yandan amcanın biri kemanıyla hoş bir seda yayıyordu mekana, bir yandan da mekanın sahibi şarkı söylüyordu. Sanat müziğiyle cidden iyi gidiyor. Öneririm.
Kendime yediğim kokoreç ve aldığım kitaplarımla mutluluklar dileyerek yazıyı bitiriyorum. Görüşmek üzere.

05 Mart 2008

Unutmadan

Efendim, öncelikle okumayanlar için, pek değerli Goddess Artemis'in Mustafa Kemal'in gözlerine bakabiliyor musunuz? başlıklı yazımdaki yorumunda hatırlattığı bir başka yazıyı okumanızı öneririm: natural born high'dan: allahın ayeti humeyni'ye geeeeeeel. Hatta oradaki videoyu da aşağıya ekliyorum bir tarafa kaybolmasın diye.



Bugün bana ilginç gelen bir haberi de buradan sizlere duyurmak istiyorum. Yakında nur topu gibi bir nükleer santralimiz olacak sanırım. İhalesi bile bu kadar hızlı yapılacağına göre! Hayır, o kadar karşı çıkılmasına rağmen dediğim dedik bir tavır var, bu su götürmez bir gerçek önümüzde. Fakat haberi Reuters'den almamız bile başlı başına bir gariplik.
Ne desem, neresinden tutsam da konuşsam bilemedim.
Teknolojisi dışarıdan gelecek olan bu nükleer reaktöre ne bu talep anlayamadım inanın.
Sen üniversitelerin kadrolarını kes, araştırma görevlilerini bursla çalıştırmaya çabala, sonra vay efendim ekonomimiz büyüyor, dış ticaret arttı diye nara at.
Bana ne elin parasından, pulundan, ticaretinden. Yabancı yatırımcı bugün var yarın yok.
Elde imkan varken neden dışa bağımlı hale gelelim. Gencecik insanlar, ki galiba aralarında ben de varım, fakülte bitirip işsiz geziyor ortada. Neden bu insanlara fon ayrılmıyor yeteri kadar, ki araştırma yapıp teknolojiyi geliştirsinler? Geçelim...

Bir başka haber de bugünkü Cumhuriyet Gazetesi'nin manşetindeydi. Buyrun, bir ekran görüntüsü aşağıda.


Pes doğrusu. Bu kadarına da pes. Şimdi bu okulları siyasi olarak kullanmak değil midir? Hani o üniversitelere sadece işlerinizi yapın diyenler buna ne der acaba? O okulların müdürleri kendilerinde bu kadar güveni nasıl görüyorlar da böyle bir uygulamaya girişebiliyorlar? Bu sorular bir süre daha yanıtsız kalacak sanırım.
Bu haberin sadece bu kadarını okuyabildim. Eve internet bağlatalı gazeteyi çok nadir alıyorum artık. Ama istediğim bir habere ulaşamamak da çok canımı sıktı. Sadece bir sitede bu haberi görebildim.

03 Mart 2008

Radyo Gibi

Bugün Gülçin Hanım'ın mart ayı yazısını okurken aklıma geldi. O radyobirzamanlar'dan bahsetmiş. Ben de şunu diyeyim. İki gündür deli gibi sourberry dinliyorum. Çok hoş programlar var. Özeliikle ilk defa dinleyip her hafta dinleyeyim dediğim pazar sohbetleri programını çok beğendim. Hatta ben radyonun samimiyetini sevdim galiba. Evet, evet. Samimiyet.

02 Mart 2008

Mustafa Kemal'in gözlerine bakabiliyor musunuz?

Unutmadan bir video da ekleyeyim. Bu videoyu önce 7.Oda'nın Depo'sunda gördüm. Sonra da sevgili Abi üzüntülerini belirtmiş. Düşündüm ki bu videoyu forward mesajlarla değil de böyle yaysak nasıl olur? Yani forward mesajları okumadan sildiğim düşünülürse benim adıma güzel bir şey. Sizce?


Özet

Efendim bir hafta on gündür nete girmedim/giremedim. An itibariyle dönüş yapmış bulunuyorum. Bu arada ne mi yaptım?
Ne yapmadım ki. Öncelikle bol bol kitap okudum. Gündüz kitap okumak daha kolay oluyor gözlük kullanmam sebebiyle. Daha az yoruluyorlar. Başka başka. Ege Üniversitesi Tiyatro Topluluğu'nun sahnelediği Venedik Taciri oyununa gittim. Müthişti. Tek kelimeyle müthişti.
Az kalsın unutuyordum. Bundan böyle sabahları erken kalkıyorum. Miskinlik sona erdi. Her sabah altıda kalkıp bir güzel koşuyorum sahilde. Bir-bir buçuk saat kadar sürüyor bu koşularım. Başka ne yazacaktım. Unuttum. Sonra devam ederim.