Son Eklenenler

19 Ocak 2009

İki

Aradan iki yıl geçmiş. İki yıl, dile kolay. Ne oldu aradan geçen bunca zamanda?
Soruyu biraz daha genişletelim isterseniz. Cumhuriyet tarihi boyunca olanlara şöyle bir bakıyorum da:
  • Sabahattin Ali (1948)
  • Abdi İpekçi (1979)
  • Çetin Emeç (1990)
  • Turan Dursun (1990)
  • Uğur Mumcu (1993)
  • Metin Göktepe (1996)
  • Ahmet Taner Kışlalı (1999)
  • Hrant Dink (2007)
Var mı hatırlayan? Açıklığa kavuşmuş mu birisi?

18 Ocak 2009

Mücadele

Bazı insanlar vardır şu dünyada, elinden gelebilecek bir sürü şey varken yapamıyorum deyip çıkar işim içinden. Bazıları ise olanaksızlıklara meydan okurcasına en iyisini yapar yapabileceğinin. İşte ikince gruba girenlerden birisi Eşref Armağan.
Belki bir çoğunuz/çoğumuz daha önce adını duymadık hiç. Bugüne kadar benim de varlığından haberim yoktu. Belki de helâl olsun deyip geçtik. Ama yetmez, yetmemeli. Dünyanın sahip çıktığı yeteneklerimize bir kuru söz yetmez. İşte bu yazının amacı da sadece övmek değil üstâdı, aynı zamanda daha fazla kişinin haberdar olmasını sağlamak ondan.
Aşağıdaki görüntülerde yetenek ve azmin neler yapabileceğini göreceksiniz. Bilim insanlarını şaşırtmak, bu birlikteliğin yapabileceklerinden yalnızca biri.
Kolaycı olmak yerine mücadeleci olun! Her alanda.

15 Ocak 2009

Geçici Durum

Uzunca bir zamandır yazmadım/yazamadım. Ama endişelenmeyin, okumaya devam ediyorum çevre blogları. Hatta sadece okumakla kalmayıp yorumlarımı da bırakıyorum. Gelgelelim, iki satır yazmak için ellerim tuşların üstüne doğru gittiğinde bir türlü dokunamıyorlar. Niçin kendimi bu kadar sıktığımı anlayabilmiş değilim. Bu yazıyı da bu konuyu düşünürken uygulamaya da geçirebilir miyim diye yazmaya başladım.
Sunum yaptığım günden beri özellikle okuduklarım o kadar etkiledi ki beni, think twice, post once söylemini enine boyuna düşünmekten kurtulamadım. Kurtulmayı da istemem abartmamak kaydıyla. Bu konuyu yazının sonuna bırakıp içimden geldiği gibi karalamayı sürdüreyim en iyisi.
Ne diyordum, bu yazamama hali ne kadar sürecek? Bitmesi için böyle iç sesli yazılar yazmaya devam edebilirim. Tam da bir önceki cümleyi yazarken deja vu oldu galiba, ben bu anı daha önce yaşamıştım. Yaşamamış da olabilirim. Yanılmıyor da.
Aklıma gelen çeşitli yollardan biri de kendime haftanın belli günlerini ayırmak ve o günlerde yazı yazmak. Nedense bunun beni sınırlandıracağı hissine kapıldım ve bundan vazgeçtim şu anda. (O anın üstünden bir saat geçti. Yine dağıldı dikkatim farklı farklı yerlere.) Şimdilik bu kadar deyip bırakayım. Zira sabah erken kalkmam gerekli ve çok uykusuzum. Sonra görüşmek üzere.

07 Ocak 2009

Teşekkürler Blog

Bugüne hazırlamam gereken Speaking dersi sunumu hazırlandı ve uygulandı. 15 dakikayı aşmamak ve fazla detaylı olmamak kaydıyla konu seçimi serbestti. Ben de ne yaptım, madem başından kalkmıyorum, blogging konusunda bir sunum hazırlayayım dedim ve başladım araştırmaya. İyi ki bu konuyu seçmişim, zira bir sürü yeni şey öğrendim. "Ne gibi?" dediğinizi duyar gibiyim. Hemen belirteyim efendim.
Bir kere, içinde olunca araştırma merakım olmamıştı hiç. Bu yüzden tarihini çok iyi biliyordum. Wikipedia'da yazdığı kadarını hatim ettim. Ayrıca İngilizce Wikipedia sayfasındaki blog maddesinden yola çıkarak şu ilginç bilgiye ulaştım:
The term "weblog" was coined by Jorn Barger on 17 December 1997. The short form, "blog," was coined by Peter Merholz, who jokingly broke the word weblog into the phrase we blog in the sidebar of his blog Peterme.com in April or May of 1999.

Yani bizim bildiğimiz blog kelimesi İngilizce'ye şaka yollu fiil olarak girmiş.
Tarihi demişken, 1993'den beri süregelen bir blogla tanıştırmak isterim sizi: Forest Protection Blog
Öğrendiklerimden ilginç olan bir diğeri ise Blogossary diye bir sitenin varlığı. Çok hoş bir blog sözlüğü.
Daha bir sürü, bir sürü bilgi. Buradan hepsini saymaya kalksam yerim yetmez, sadece Wikipedia sayfasını takip etmeniz yeterli.

Bütün bunlar için teşekkürler blog!


Görselin kaynağı

29 Aralık 2008

KINIYORUM


ORTA DOĞU'DA YAŞANAN VAHŞETİ KINIYORUM!

SOYKIRIM DİYEN AVRUPA BİRLİĞİ,
DEMOKRASİ VE İNSAN HAKLARI DİYEN ABD,
NEREDESİNİZ?

EY İNSANLAR, NEREDESİNİZ?

BARIŞ, HEMEN ŞİMDİ!


15 Aralık 2008

Bile Bile

Uzun zamandır yazmıyorum. İyi hissettiğim anda yazacağım. O zamanda kadar eski bir yazıma yönlendireyim sizi. İyi okumalar.



Tüm bunlardan sonra bile
Varım desem de bile bile
Bile bile lades bu
Bile bile!

Resim buradan.

01 Aralık 2008

En Yakınımdaki Kitap

Vladimir yazmış, katılmadan edemedim En Yakınımdaki Kitap adlı oyuna. Oyuna katılmak oldukça basit. Aşağıdaki kuralları izleyin, kâfi.

  • Kendinize en yakın kitabı alın.
  • Sayfa 56’yı açın. 5. cümleyi bulun.
  • Cümleyi bu kurallar ile birlikte yayınlayın.
  • En sevdiğiniz, en moda veya en entellektüel kitabı seçmeyin, en yakınınızdakini alın.

  • En yakınımda Rıza Kıraç'ın Araf'ta Bir Melek kitabı vardı. İşte verilen adreste ikamet eden cümle:
    yazım sırasına göre sayfalara numara verdim.

    Şimdi bunları yazdım ya, kitabın arka kapağında yazanları da yazmak istiyorum. Kurallara aykırı değil.

    "Asın beni, ağrıma giden günahların hakkı için"
    Araf'ta Bir Melek, arada kalanların, nerede olduğunu bilmeyenlerin, başa, en başa dönmeyi unutanların öyküsünü anlatıyor.
    Kendimizi hatırlamamız için, "son sandığımız" şeylerin aslında bir başlangıç olduğunu unutmamalıyız.

    Bir de unutmadan söyleyeyim. Varsa fotoğraf ya da resim eklerseniz daha da renklendirmiş olursunuz oyunu. Hadi bakalım, neler çıkacak ortaya?