Geçtiğimiz cuma gününden beri sürekli bir film izleme eğilimindeyim. Bastıramadığım bir his var içimde. Ben de dayanamayıp kendimi filmlere verdim. Buyrunuz, izlenimler aşağıda.

İlk olarak sevgili Gülçin Hanım'ın da bir yazısında anlattığı belgesel, Le Peuple Migrateur(Kuşlar, Kanatlı Uygarlık) tarafımdan izlendi. Hayran kaldım demek az gelir. Büyülendim. Tam ben izlerken başka bir şeyi sormak içn babam yanıma geldi. O da soracağı şeyi unuttu. Beraber izledik. :) Konunun ayrıntıları için, sizi Gülçin Hanım'a yönlendireyim, oradan okursunuz di mi?

İkinci film, filmlerine hayranlık duyduğum Fatih Akın'ın son filmi Yaşamın Kıyısında. Arada kalmışlığın muhteşem şöleni. Memleket hasreti, rastlantı, düzenin insanı olmama. Filmi düşündüğümde aklıma gelenler bunlar. 68 kuşağına kadar uzanan bir hikaye. Anne olmanın insana yüklediği koruma içgüdüsü. Bayan Staub(Hanna Schygulla)'da bunu görüyoruz.
Arkadaşlık duygusunun gücü. Lotte(Patrycia Ziolkowska) fazlasıyla bu güzün etkisi altında. Öte yandan Ayten(Nurgül Yesilçay) herşeyi arkada bırakıp yeni bir hayata başlamak için geldiği ülkede(Almanya) yoldaşlarını daha yakından tanıma fırsatı buluyor.
Kahramanlarımızın başında Alman Dili Profesör'ü Nejat Aksu(Baki Davrak), ayakabıcıda çalışan Yeter(Nursel Köse) ve tabi ki ihtiyar delikanlı Ali Aksu(Tuncel Kurtiz) var. Tuncel Kurtiz'in bakışları ve küfürleri, yeteri kadar vurucu zaten.
Fatih Akın, Türkiye'yi dışarıdan izleyen biri olarak, yani Almanya'da yaşadığı için öyle dedim, yoksa gayet açık bir anlatımı var, tüm tabloyu yüzümüze bir tokat gibi çarpıyor. Bir şeylerin farkına varmamız gerektiğini haykırıyor adeta. Bu çağrıya kulak verilmesi dileğiyle. Fatih Akın filmelerine ayrıntılı olarak ayrı bir yazıda değerlendireceğim. Geçelim son filme.
Arkadaşlık duygusunun gücü. Lotte(Patrycia Ziolkowska) fazlasıyla bu güzün etkisi altında. Öte yandan Ayten(Nurgül Yesilçay) herşeyi arkada bırakıp yeni bir hayata başlamak için geldiği ülkede(Almanya) yoldaşlarını daha yakından tanıma fırsatı buluyor.
Kahramanlarımızın başında Alman Dili Profesör'ü Nejat Aksu(Baki Davrak), ayakabıcıda çalışan Yeter(Nursel Köse) ve tabi ki ihtiyar delikanlı Ali Aksu(Tuncel Kurtiz) var. Tuncel Kurtiz'in bakışları ve küfürleri, yeteri kadar vurucu zaten.
Fatih Akın, Türkiye'yi dışarıdan izleyen biri olarak, yani Almanya'da yaşadığı için öyle dedim, yoksa gayet açık bir anlatımı var, tüm tabloyu yüzümüze bir tokat gibi çarpıyor. Bir şeylerin farkına varmamız gerektiğini haykırıyor adeta. Bu çağrıya kulak verilmesi dileğiyle. Fatih Akın filmelerine ayrıntılı olarak ayrı bir yazıda değerlendireceğim. Geçelim son filme.

Son film ise, Ridley Scott'ın yeni filmi American Gangster. Russell Crowe ve Denzel Washington karşılıklı döktürmüşler. Filmde neler yok ki: Uyuşturucu, rüşvet, Vietnam Savaşı, Robin Hood, Muhammed Ali. Bir ara 1971 yapımı The French Connection'a kadar uzandım film sırasında. Filmin sonuna doğru Crowe ile Washington arasındaki hayatı ve yaptıklarını sorgulama, filmin en iyi diyaloglarından. Kısacası suç ve dram tarzlarından hoşlananlar için izlenmesi gereken bir film. Unutmadan, filmin başından "based on a true story"(gerçek bir hikaye üzerine) ibaresi var. Bir ikinci hatırlatma, film 157 dakika.
İyi seyirler.
Afişler sırasıyla buradan, buradan ve buradan.
İyi seyirler.
Afişler sırasıyla buradan, buradan ve buradan.



